Bestseller ve Klasik Müsabakası

Edebiyat İncelemeleri Şilep Dergi

RAUNT – 1

Eğer liseye, üniversiteye yolunuz düşmüşse mutlaka bir kitap meclisinde bulunmuşsunuzdur. Etrafınızdaki herkes, akademik bir ağızla çeşitli edebiyat konularına mutlak bir ciddiyetle girip, sırılsıklam dedikoduyla çıkar. Siz ise ağzınızı bile açamazsınız. Şu an bitse de kurtulsam diye düşünür, sanki bir ayıp işlemişçesine oturduğunuz yerde kaybolmak istersiniz. Nihayet ortamdakilerden biri kahkahayla dizini döverken sizdeki tuhaflığı fark eder. O, hayırdır diye başlayıp ne oldu yahu? sualiyle üzerinizdeki endişeyi sömürmeye başladığında sizin için en uygun teselli “geçmiş olsun”dur.

Bu andan sonra kaçacak bir yer olmadığını anlayıp gerçeği kabullenirsiniz. Kendinize bir çıkış yolu bulmanın vakti gelmiştir. Sıvışma operasyonunun son ayağını, zihnimize adeta çivilenmiş acı bir vakanın tespitinden meydana gelen bir tekrir oluşturur:

“Türkiye kitap okumuyor. Ne cahil bir milletiz efendim… Hâlbuki Japonya’da ve Avrupa’da hiç böyle değil… Mesela Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı bilmem kaç bin civarındayken, Türkiye’de bu sayı kim bilir nedir?”

Evet, boynunda fular olan, entelektüel görünmek üzere kemik çerçeve gözlük takan insanlar ciddi ciddi bu tür yakınmalar yapıyorlar. Bir Allahın kulu da çıkıp,  bu işin aslı nedir, ne değildir diye sormuyor.

Neden biliyor musunuz?

Aslında Türkiye’de kitap okunup okunmaması onların umurunda değildir. Laf olsun diye sızlananlar. Buradaki gaye açıktır; bu insanlar kitap okumuyor diye burun büktükleri kitle ile kendi aralarındaki farkı ortaya koymak isterler.

Sormak istiyorum; 

Hangisi kurnaz?

Kim daha saf?

Kazanan var mı?

Neden kaybettiler?

Tüm bunları liberal bir hoşgörüyle irdeleyesiniz diye sunmadım. Çünkü bu basit cümleciği ufak mecazlar ile geçiştirme taraftarı değilim. Asıl amacım, müsabaka başlamadan evvel elimdeki kelimeleri israf etmemek ve bu şahsi meditasyonla kendimi ödüllendirmekti. Keza, ringde centilmen olmak puan getirmez. Centilmenliğin yeri orası değildir. Ringdeki konu; yumruk yumruğa dövüşmek, rakibe sersemletici darbeler indirmek ve hakem 10’dan geriye doğru sayarken ayağa kalkıp kalkmamanın size ne kazandıracağını veya kaybettireceğini düşünmektir. Yani her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Kibarlığın bile…

Bana belli aralıklarla bazı önemli elektronik postalar gelir. Mesela, YAYFED’in bazı konulardaki görüş ve araştırmalarını bizzat takip eden biriyim. Rahatça söyleyebilirim ki Türkiye kitap okuyor…

Şimdi soyunma odasından sahaya koşma vakti. Alkış ve ışıklar… Renkler ile gürültü aynı hizada durmalı ki 1. raunt bittiğinde hatırımızda kalanlar bizi tatmin etmeli…

Birinci mesele, kitap okuma oranları ile alakalıydı. Yazdıklarım hakkında istatistiksel bilgi sunmak âdetim değildir. Okuyucuyu yormayı severim. Böylece, öğrenme aktivitesi daha yararlı bir hal alıyor.  Fakat bu özel bir mesele ve edebiyatla alakalı bir zümreyi ilgilendirdiği için kanıtsız konuşmak ahmaklık olacaktır. Buna mukabil şimdi YAYFED[1] tarafından yapılan araştırmanın sonuçlarını sizlere aktarmak istiyorum.

YILLARA GÖRE BANDROL SATIŞ ADETLERİ RAPORU

YILLAR  TOPLAM
2010 214.414.289
2011 289.193.982
2012 293.257.824
2013 330.017.405
2014 344,405,399
2015 384,054,363

Raunt başlar başlamaz ilk hamleyi biz yaptık ve bu açıdan şanslıyız. Bu veriler durumun o kadar da kötü olmadığını gösteriyor. Ayrıca bu veriler, Türk insanının kitapla haşır neşir olmadığını iddia edip, laf olsun diye sinirlenen saçını başını yolan üstünlük budalası kibirli entelektüellere ibret oldu.

Yukarıdaki tablonun oluşmasında, yayınevlerinin gelir kapısı olarak gördüğü ve sahiden de çok para kazandığı özellikle son beş yılda artan yabancı yazar furyasının etkisi büyüktür.  Bu ise kötü bir şey… Zira ülkemiz bilhassa sosyal medyanın popüler olmasıyla kendisini gösteren amatör şair ve yazarlarla doludur. Aralarında çok yetenekli kalemler olmakla birlikte birçoğu ne yazık ki Facebook’ta aldığı like oranıyla şairliğine paha biçtiğinden kendini geliştirme noktasında pasif kalmıştır. Dolayısıyla yayınevleri sıfırdan bir şair veya yazarı işleyip piyasaya sürmektense üzerine bestseller etiketini kolayca yapıştırabileceği yabancı bir yazarın kitabını basmayı daha kârlı görmektedir. Kendilerine göre haklıdırlar.

Peki yayıncıları buna zorlayan asıl neden sadece halkı küçük gören sözde aydınların okurlara tepeden bakması mı yoksa genel okuyucu kitlesinin yabancı yazarlara olan merak ve ilgisi mi?

Emin olun burada okuyucunun tavrı daha belirleyici. İnsanlar teknoloji (sosyal medya) ve hemen her yıl bir yenisi açılan üniversiteler sayesinde okumaya ve öğrenmeye ilgi gösterir oldular. Başta öğretici olana yönelen insan, aslında dünya dediğimiz bu koca köyde çiftçi olmak istiyor.  Uğraştığı şey ile ilgili koku almak, ona istediği an ulaşmak, sonbaharda ektiği tohumun meyvesini diğer mevsim almak istiyor. Kısacası okur, satın aldığı kitabın kendisine bir şey kazandırmasıyla ilgileniyor. Bu kazanım illa bilgi anlamında değil, zevk anlamında da olabilmektedir.

Yabancı yazarların, insanın hayal gücünü zorlayan konuları okuyucuya vermesi, okurun yabancı yazara alaka göstermesine ve bu da yayıncının yabancı yazarları allayıp pullamasına sebep oluyor. Bunun dışında örneğin lise çağındaki, 13-18 yaş arası genç neslin genelde kitabın içeriğinden çok onun popülaritesiyle ilgilenmesi de yayınevlerinin yabancı yazarlara yönelişinin bir diğer nedenidir. Yeri gelmişken değinmek istiyorum. Bir kitabı popüler yapan birçok unsur vardır. Kitabın kapak tasarımı, dizgisi, afişi, tanıtım fragmanı ve ünlülerin o kitap hakkında dile getirdiği yorumlar bir eseri bestseller yapmaya yetiyor. Bu durum sadece yabancı yazarlar için değil çok satanlar listesinden düşmeyen Türk yazarlar için de geçerlidir.

Piyasanın hararetinde kavrulan klasik eserler ilköğretim ve bazen de lise öğretmenlerinin dayatmacılığı sayesinde ayakta duruyor.

İşte en acısı da bu…

Sebepleri ise saymakla bitmez. Örneğin üniversitelerde dersler güncel kitaplar üzerinden örnekleme yapılarak işleniyor. Bunun dışında okul kütüphaneleri genelde kuş uçmaz kervan geçmez bir yere konumlandırılıyor. Sırf kapıya kütüphane yazısı astırmakla sorumluluktan kurtulduğunu zanneden yetkililer, klasik eserlerin cazibesini arttırıp piyasaya sürmeyen yayıncılar kadar suçludur.  Dedim ya klasik eserlerin değersizleşmesinde sebep çok… Saymakla bitmez.

Bu şartlarda bestseller yazmak, yazmaya çalışmak, okumak, okunması için çabalamak zannediyorum ki sıkıntılı karakterlerin ağa babası olan Reşat Nuri’ye, tecahül-i arif’in gramerine gramer katıp ‘benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?’ diyebilen Cahit Sıtkı’ya, eski İstanbul’un yaramaz çocuğu Ahmet Rasim’e ihanet olur

Mürsel Ferhat SAĞLAM

KAYNAKÇA
[1] Yıllara Göre Bandrol Satış Adetleri Raporu; https://www.yayfed.org/website/content/126

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa