Emrah ERSOY ile Laiklik Hakkında Röportaj

Söyleşi Şilep Dergi

Türkiye’de yıllarca bitmeyen bir tartışma ve çözülemeyen bir kördüğümmüş gibi algılanan laiklik konusu hakkında, Laik Toplum Derneği’nin kurucu başkanı Emrah ERSOY ile konuştuk. 

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün laiklik tanımı nasıldı? Sizce Türk Milleti bu tanımı anladı mı ve buna uygun hareket etti mi? Edemediyse bunun nedenini de açıklamanızı isteyeceğim sizden

Sözümüze Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e, Cumhuriyetimizi ve özellikle Laik Cumhuriyetimizi bizlere bıraktığı için minnet duyduğumuzu söyleyerek başlayalım. Atatürk’ün laiklik tanımı nasıldı? sorunuzun cevabına gelince, bence Atatürk’ün laiklik tanımı yapmaya ihtiyacı yoktu. Çünkü zaten toplumun kendi kendini yönetmesi diyebileceğimiz cumhuriyet rejimi, laiklik ilkesinin bir ürünüdür. Bu yüzden Fransız Anayasası’nda laiklik ilk madde olarak yer alır. Cumhuriyet, bir kral veya din başkanı gibi bir yönetici sınıfına ihtiyaç olmadan ülkeyi yönetme biçimidir ve ülkede ki insanların kul veya ümmet olmayıp özgür bireylerden oluşması olmazsa olmaz şartıdır.

Aslında Atatürk cumhuriyeti ilk ilan ettiği gün zaten laikliği de ilan etmişti ve o gün cumhuriyetin ilanına muhalefet edenler de bunun farkındaydı. Sadece cumhuriyet ve laiklik gibi kavramlardan çok uzak olan halk kitlelerinin bu tür fikir ve detaylardan haberi yoktu. Olabilmesi de mümkün değildi. Çünkü bahsettiğimiz konu insanoğlunun en üst düzey entelektüel tartışmalarını içeren bir konu ve maalesef o günkü toplumumuzun bu tür bir bilgi birikimi olduğunu söyleyemeyiz.

Sorunuzun devamını açıklayabilmem için, başta laiklik nedir? sorusunu yanıtlamamız lazım. Laiklik insanoğlu kadar eski olan, ancak 2000 yıl öncesini bilebildiğimiz, adına Hümanizm denen bir düşünce şeklidir. Ve her şey ‘insan nedir?’ sorusunun, herhangi bir inanç sistemini referans almadan, sadece akıl yoluyla tarif etmesiyle başlar. Bu konuyu şöyle açıklamaya çalışayım: Rönesans’tan önce insan bir yaratıcı tarafından yaratılarak bildiğimiz nedenlerle sınav için dünyada yaşamaya gönderilmiş ve bu sınavı geçerse cennette ölümsüz bir hayat sürecek olan bir canlıdır. Bunun aksini sorgulamak, hatta bu konuda soru sormak ise cennete gitmek isteyen insanları, bu yoldan alıkoyacağı düşüldüğü için çok acımasızca cezalandırılmayı gerektirmiştir. O soruyu soranların ve cevaplayanların başlarına gelenler ise, bizlere insanın ne kadar tehlikeli bir canlı olduğunun da kanıtıdır maalesef. Çin’de bu soruyu soranların başına gelen, İslam hümanistlerine ders, İslam hümanistlerinin başına gelense Rönesans hümanistlerine ders olmuştur. Hem iyi hem kötü anlamda tabi ki. Rönesans hümanizmi, aldığı derslerin ışığında insanı incelemeye ve tarif etmeye başlamıştır. Tarifimiz hala devam ediyor gelecekte de devam edecek. Bu tarifin simgesi, halen üniversitelerimizde derslere konu olan Leonardo Da Vinci’nin ‘Vitruvius Adamı’dır ki bizim logomuzda bunun modern temsilidir. Böylece biz insanlar önce bilim ve sanatın üzerindeki baskıları kaldırarak, reformlarla kamusal ve bireysel alandaki özgürlüklerin yolunu açmış olduk. Bu yolu Aydınlanma Çağı olarak adlandırıyoruz. İşte cumhuriyet fikri bu çağın ürünüdür. Atatürk’ün, bir yandan cumhuriyeti ilan ederken, diğer yandan da bu toprağın insanlarına geçip geçen 500 yıllık bilgileri öğretmesi mümkün değildi.

Ancak şunu yaptı: Batı’da olan kurumları ülkemize taşıdı. 5 Şubat 1937 günü laikliğin anayasamıza girmesi de bunu ifade ediyor. İyi ki de edilmiş, yoksa işimiz çok zor olurdu. Sonuç olarak laiklik bir ilkedir, en kısa özeti de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’dir. Bizi okuyan okurlarınız kolayca bu belgeye ulaşabilirler, derneğimizin internet sitesinden de bir kopyasını edinebilirler. Laikliğin biz insanların hayatına daha geniş olarak yayılması ve gelişmesi, bütün dünyada hayat devam ettiği sürece devam edecek bir süreçtir. Buna bugünün uygar devletleri de dahildir.

Biliyoruz ki laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasına dayanmıyor. Laiklik aslında inançlı insanların inancının korunmasıyla da ilgilidir. Laik kesimi temsil eden gruplar niçin ikincisi üzerinde başarılı olamadı? Buna engel olan neydi?

İlk sorunuzla genel olarak laikliği ve onun tarifini anlatmaya çalıştım ancak bir de bu tarif dünyada nasıl uygulanmış ona bakmak gerek. İlk olarak 15. yy’da Rönesans’la İtalya’da ortaya çıkan laiklik ilkesini, öncelikle 16. yy’da ilk Protestanlar hukuk alanına taşıdılar. Ardından İngilizler 8. Henry ile birlikte demokrasinin de yardımıyla hızla Rönesans nimetlerini benimsedi ve halkın arasında yayılmasını sağladı. Zaten bunu tarihten biliyoruz, güneş batmayan krallık oldular. Dünyanın ilk cumhuriyeti olan ABD’nin kuruluşu ise, aydınlanma çağının kült isimleri sayesinde oldu. Bu çağ Benjamin Franklin’siz ve Thomas Jefferson’suz düşünülemez. Şimdi bütün dünya bu isimleri ABD dolarları üzerinden ezberlemiş durumda. Bir dine dayandırılmadan kurulan ilk devlettir ABD. Bugün onlara süper güç diyoruz. Fransızlar ise, daha öncede belirttiğim gibi laikliği anayasasına ilk koyanlar oldu. Durumları ortada. Hem dinlerini istedikleri gibi yaşıyorlar hem de bilim ve sanatta dünyanın zirvelerindeler.

Şimdi biz de niye başarılı olmadı diyorsunuz. Yanılıyorsunuz aslında çok şeyler oldu, olmaz olur mu? Biz de pek çok gelişme kaydettik ancak iddiamız kadar yeterli değil diyelim. Bu işler birbirlerine bağlı, unutmayalım ki 500 yıllık bir açığı kapatıyoruz hem de her alanda. Bu öyle hemen yapılabilecek işler değil. Üstelik dünya durmuyor onlar koşar adım giderken yapıyoruz. Tabii 80 yıl boyunca bu konu hakkında bizim kurduğumuz gibi bir derneğin olmaması, toplumumuzun örgütlü olmaması, hızımızı biraz azaltmış olabilir. Şimdi artık Laik Değerleri Yayma ve Geliştirme Derneği var, ön yargısı olan olmayan herkese laikliğin ne olduğunu anlatacağız ve açılan gelişmişlik farkını çok daha hızlı kapatacağız. Bizler kendimizden ve halkımızdan eminiz, ancak her alandaki gelişmemizi ve kalkınmamızı yine hep birlikte başarabiliriz. İşte biz laikler buna inanırız.

%99’u Müslüman olan bir ülkedeyiz. İnsanların laiklikten çekinme sebebi bugüne kadar laik olduğunu söyleyenlerin, bu kavramın arkasına sığınarak inançlı kesime karşı uyguladığı ağır yaptırımlardı. Siz bu algıyı değiştirmek için neler yapacaksınız? 

1572 yılında Fransa’da gerçekleşen Bartalameos Katliamı dünya tarihi için çok önemli bir olay olduğu gibi, günümüz Fransa’sında ve ülkemizde de Laiklik prensiplerinin oluşmasına büyük katkıları olan bir olaydır. Öncelikle laiklik ile Anglo-Saksonların kullandığı sekülerlik nedir? sorusunun cevabı çok önemlidir. İngilizler kendi yapılarına uygun bir laikliği demokrasinin yardımıyla hızla sosyal hayatlarına soktular. Haliyle aynı metotları Fransızlar da denedi, sonucu ise, Bartalameos Katliamı ve iki günde 20.000 Protestan’ın ölümüdür. Peki, İngilizlerin modeli Fransa’da neden işe yaramadı? Çünkü Fransa’nın % 99’u Katolik’ti. Sorunuzla bir benzerlik fark ettiniz mi? Bizim aldığımız Fransızların laiklik anlayışı, bunun için bize en uygun modeldir. Bizim de benimsediğimiz laiklik ilkesi, tüm inananların inançlarını korurken, inançların toplumun her kesiminin üzerinde oluşturabileceği negatif baskıları da ortadan kaldırır. Bizim laiklik ilkesinde denge çok önemlidir. Ancak bugünlerde İngiliz modelinin çok daha uygun olduğunu söyleyen dindar insanların fikirlerine tanık oluyoruz, bu kişiler önce kendilerine şu soruyu sormalılar: Ben ülkemde önem verdiğim dini figürlerin müzik kliplerinde, müstehcen filmlerde kullanılmasına veya “Allah Yoktur” sloganlı kampanyalara hazır mıyım ve bunların olmasına razı mıyım? İngiltere gibi ülkelerde inanışların propagandası serbest olduğu gibi, karşı propagandalar da serbesttir ve bir sorun teşkil etmez. Fransa ve bizdeki laiklik ise, iki tarafa da sınırlı haklar vererek toplumsal barışı sağlar. Nedeni bu % 99 oranı. Eğer bu oran Anglo-Saksonlar’da da olsaydı, onlar da rahat olamazlardı. Zaten tarihte çokta zor zamanlar yaşamışlardır. Güncel bir örnek vermek gerekirse 2005 yılında Danimarka’da yaşanan karikatür krizi gibi bir kriz, asla laik ülkelerde olmaz çünkü bu tür hareketler kısıtlanır.

Geçmişte yöneticiler 1923’te yani Cumhuriyetimizin ilanından günümüze kadar ki bu süreç içersinde, bu ayarı bazen iyi tutturmuş bazen her iki tarafa da kaçırmışlar, gördüğümüz tablo bu. Bununda bize göre iki sebebi var; birincisi yöneticileri ile birlikte toplum hazır değildi. İkinci sebep ise, Türkiye’nin çağdaş olma iddiası ve açığı kapatma hızımızın fazla olması. Sosyal gelişim ve değişimlerde bazen hız bu tür sıkıntıları getiriyor maalesef. Bizim görevimizde bu noktada başlıyor, topluma laikliği daha yaygın ve etkin olarak anlatacağız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin enerjisini kendi içinde harcadığı bazı periyotlar olmuş. Örneğin 1923-1950 dönemlerinde uğraştığımız problemler veya 1960-1983 arası yaşadığımız sorunlar gibi. Bunları çoğaltmak mümkün. İşin iyi tarafı hepsini bir şekilde atlattık. Ancak cumhuriyet kuruldu kurulalı problemleştirdiğimiz bir kavram var; “laiklik.” Niçin böyle oldu? Daha doğrusu niçin böyle oluyor? Niye korkuyoruz laiklik kavramından?

Hemen baştan vereyim cevabınızı, insanoğlu değişimden her zaman korkar. Elinden değer verdiği şeyler ya giderse diye endişe eder. Ama insan böyle bir canlı, laikliğin temeli olan hümanizmin tarihi en açık şekilde bizlere bunu gösteriyor. Zamanında krallar tahtlarını kaybetmekten, din adamları imtiyazlarını kaybetmekten, iş adamları paralarını kaybetmekten korktular ve halkları da kendi çıkar savaşlarına alet ettiler. Ama sonunda görüyoruz ki laiklik kralların veya şimdi devletlerin tahtlarını güçlendirir, din adamlarını daha açık ve saygı duyulan kişiler yapar, iş adamlarını ise daha zengin hale getirir. Tabi aynı zamanda bu ortam halkları huzurlu ve müreffeh yapıyor. İçeriden ve dışarıdan bu huzuru bozmak isteyenler mutlaka olmuştur ama bunun sebebinin, o kişi veya grupların bir şeyleri kaybetme korkusu olduğunu bilelim yeter. Bunu bilip yolumuzda ilerlersek bugün yakındığımız sorunların üstesinden çok rahatlıkla geliriz.

Ayrıca sorunuzun başında 1923 – 1950, 1960 – 1983 ve 1983’te günümüze diye ayırdığınız o sıkıntılı periyotları bir şekilde atlatamadığımızı düşünüyorum. Bu dönemlerde yaşanmışlıkların çok güçlü tortularının günümüze taşınmış olduğunu görüyorum. Dünyanın sorunu şu; Batı yaklaşık 500 yıldır her alanda ilerliyor. Onlara yetişebilmek ve onlarla birlikte yaşayabilmek; çok güçlü bir birlikteliğe, huzura ve bilimde sanatta çok hızlı kalkınma hızına bağlı. Bu bahsini açtığınız tarihler Türkiye’nin sorunlar yaşadığı, geri düştüğü dönemler. Çözülemeyen sorunları ise, bugün çok daha derin ve ciddi olarak yaşıyoruz. Laikliğin özeti olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nde yer alan maddeleri hayatımıza geçirebilsek bu tortuların tümünden kurtulacağız. Ama az önce bahsettiğim sebeplerden dolayı hızımız düşüyor ve problemler yaşıyoruz. Laikliği hayatımızın her kesimine sokmadan bizlere huzur gelemeyecek maalesef, inanan ve inanmayan tüm vatandaşlarımızın bunu bilmeleri gerekiyor.

Laiklik, Rönesans ve Reform’ların ortaya çıkmasını sağlayan ilkedir. Eğer zengin, güçlü ve tam bağımsız bir ülke olmak istiyorsak; bilim, sanat ve teknolojimiz gelişirken aynı zamanda eşit, özgür bireylerin, adaletli huzurlu bir şekilde yaşaması da gerekiyor. Bunların tümünü ancak ve ancak laiklik ilkemize sıkı sıkıya sarılarak gerçekleştirebiliriz, insanoğlunun bildiği başka bir yol yok.

Unutmayalım

Laiklik = Bilim + Sanat+ Zenginlik

Ve

Laiklik = Eşitlik + Özgürlük + Adalet

Laik Toplum Derneği bir ilk olma özelliği taşıyor. Bunun bazı ağır yükümlülükleri olacaktır. O yüzden size Atatürk’ün çizdiği yolda başarı, sabır ve güzellikler dilerim.

Biz teşekkür ederiz. İlk röportajımızı sizlerle gerçekleştirmiş olduk. Ancak bir konuyu açıklığa kovuşturmamız gerek. Atatürk ve arkadaşları 1923’te Cumhuriyeti kurarak ve 5 Şubat 1937’de Laikliği anayasamıza yazarak çok büyük bir yükü üzerimizden kaldırmışlar.

Laiklik ilkesinin kabullenilmediği hatta dışlandığı ülkelerdeki kargaşa ortamlarına hep birlikte şahit oluyoruz.

Bizim çatışmaya kavga etmeye ihtiyacımız yok. Sadece uzun bir süre ihmal edilmişlik var, bu açığımızı da hızla hep birlikte kapatacağız. Sonuç olarak biz insanlarımızın fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler olması ve ülkemizin müreffeh bir Türkiye haline gelmesi için bir misyon üstlendik. Vatandaşlarımızın da bunu istediğine eminiz. Bu ülke hepimizin ve aydınlık yolunda hep beraber yürüyeceğiz.

Sizlere de yayın hayatınızda başarılar dileriz.

Hazırlayan: Mürsel Ferhat SAĞLAM

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa