Metin SAVAŞ ile Türk Edebiyatı ve Dergiciliği Hakkında Röportaj

Söyleşi Şilep Dergi

Efendi Dayının Kozalakları, Zemheri Kuyusu, Kargalar Derneği, Melegicin Gölgesinde, Yeşil Çeşme, Erlik ve Baykuşlar Geceleyin Öter kitaplarının yazarı, yazar – romancı Metin Savaş ile Türk romancılığı ve Türk dergiciliği bağlamında Türk edebiyatının bugününü ve yarınını konuştuk.

Kitaplarınıza baktığımızda ve kitaplarınızla ilgili yapılan yorumları, incelemeleri okuduğumuzda, okurlarınızın ortak paydada buluştuğu bir konu olduğunu görüyoruz. Herkes kitaplarınızdaki kurguya ve karakter analizlerinin mükemmelliğine dikkat çekiyor. Bu bağlamda sormak istiyorum, romanlarınızı yazarken nasıl bir yöntem tercih ediyorsunuz. Başta her şeyi planlayıp mı ilerliyorsunuz yoksa yazdıkça gelişen bir kurguyu mu tercih ediyorsunuz?

Metin SAVAŞ: En çok yöneltilen sorulardandır bu… Romanlarımı yazmaya başlamadan önce zihnimde birdenbire veya uzunca bir süreçte canlanan herhangi bir konuya yoğunlaşıyorum ve kurgu için ihtiyaç duyduğum birkaç ana karakteri saptadıktan sonra derinlikli bir plan yapmaksızın doğaçlama olarak romanımı yazmaya başlıyorum. Kısacası, yazdıkça gelişen bir kurguyu tercih ediyorum. Böyle olunca da romanımı yazmaya başladığımda ilerleyen sayfalarda neler olacağını bilmediğim gibi, romanın finalini de önceden kestiremiyorum. Doğaçlama roman yazmanın birtakım sakıncaları oluyor elbette ama böylelikle de sadece okur için değil yazar için de roman kurgusu kendi sürprizlerini hazırlıyor. Biz buna roman karakterlerinin yazardan bağımsızlaşması da diyebiliriz.

Bu soruya ek olarak sormak istiyorum, iyi roman eşittir iyi kurgu mudur? Örneğin çok sıradan, insanları şaşırtmayan bir kurguya sahip roman kötü müdür?

Metin SAVAŞ: Bence iyi romanın en önemli unsurlarından biridir iyi kurgu. Sağlam kurgu demek gerekiyor. Bundan kastettiğimiz ise ille de karmaşık kurgunun iyi kurgu olduğu şeklinde bir yargı değildir. Son derece basit bir olaydan yola çıkarak sağlam kurgulu bir roman yazmak mümkündür ve bunu başarmaksa hünerdir. Erlik adlı romanım ESKADER ödülünü aldığında jürinin gerekçesi özetle şöyleydi: “Metin Savaş, Erlik adlı romanında çok basit görünen bir olaydan yola çıkarak sanat eseri üretilebileceğinin örneğini vermiştir.”

Size göre iyi roman – kötü roman ayrımı hangi kriterlere göre yapılır? Bunu soruyorum çünkü birçok dergide yazıyorsunuz ve yazdıklarınızdan bazıları kitap incelemeleri üzerine… Eminim ki sizin; “bir romanın iyi, nitelikli ve kalıcı olması için gerekenler şunlardır” diyeceğiniz birkaç maddelik listeniz vardır. Bunu anlatır mısınız?

Metin SAVAŞ: Birinci madde; roman kurgusu sağlam ve ikna edici olmalıdır. Fantastik bir roman yazıyor olsak bile okuru inandırmak şarttır. Bilhassa tecrübeli bir okur inandırıcılıktan yoksun romanı okumak istemez, birkaç sayfa okuduktan sonra vazgeçer… İkinci madde; roman karakterleri gerçekçi şahsiyetler olmalıdır ve belli başlı karakterlerle birlikte birkaç yan karakterin arka planında arketipler muhakkak bulunmalıdır. Arketiplere yaslanmayan karakterlerin gerçekçiliği güdük kalacaktır, okuru tatmin etmeyecektir ve yapay karakterler olarak algılanacaktır… Üçüncü madde; romandaki olaylar insanlığın hakiki meselelerine dayanmalıdır. Aşk romanı da olsa, polisiye roman da olsa, her türden romanın temelinde insanlık durumları gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Dördüncü ve son madde; roman karakterlerinin diyalogları şiirsel olmamalıdır ve gerçek hayattaki insanların konuşma tarzlarına mümkün mertebe yakın bulunmalıdır.

Yeniden dergilere dönecek olursak, Türkiye’deki edebiyat, kültür, sanat dergiciliğinin size göre durumu nedir?

Metin SAVAŞ: Yakın zaman öncesine dek dergiciliğimiz tatmin edici değildi. Pek çok dergi vardı ama neredeyse her dergide hep aynı isimleri görüyorduk. Fakat asıl sorun bu değildir. Solcu ve İslamcı edebiyat-kültür-sanat dergileri ağırlıktaydı. Bu dergiler günümüzün şartlarında sığ kalıyorlardı. Son iki yıl içerisinde milliyetçi dergilerin peş peşe çıkmasıyla birlikte edebiyat-kültür-sanat hayatımıza yeni bir canlılık ve Türk kimliğinin sorunlarını dile getiren taze bir soluk gelmiş oldu. Ve üstelik, bir furyaya dönüşen bu yeni yeni milliyetçi dergilerin neredeyse hepsinde Metin Savaş gibi hep aynı isimlere tesadüf ediyor olsak da henüz pek fazla tanınmayan pek çok genç isimler de kendilerine yer bulabiliyor. Daha da önemlisi, bu yeni dergilerin zemininde milliyetçilik ideolojisi bulunmaktadır fakat Solcu ve İslamcı dergilerin artık sığlaşmış bakış açıları gibi dar milliyetçilik işbu yeni dergilerde aşılmaya çalışılmaktadır. Tanzimat dönemi sonrasında yaşanmış olan dergi patlamasının bir benzerini biz bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin buhranlı döneminde yeniden yaşamaktayız. Bu umut verici bir durumdur. Elbette ki bu kadar fazla dergi uzun ömürlü olamayacaktır ama kısır milliyetçiliği değil de yerelden evrensele uzanabilen üretken milliyetçiliği benimseme hünerini sergileyebilen dergiler uzun ömürlü olmayı başaracaklardır. Türk kültür kodlarının dünyaya protest bir tavırla ve özeleştiri yaparak açılmasıyla edebiyat-kültür-sanat hamlemiz evrensel boyutu yakalayacaktır. Böylelikle de kendi içine kapalı bir toplum olmaktan çıkarak bütün insanlığın ortak medeniyetine yaratıcı katkılar sağlayabileceğiz. Tabii ki zorlu bir süreçtir bu. Fakat başarmak imkânsız değildir.

Son yıllarda edebiyat, kültür, sanat üzerine dijital dergiler ve bloglar yayına başladı. Fakat bunlar çok uzun süre varlık gösteremiyorlar. Oysa ne matbaa ne de dağıtım masrafları var. Yine de tutunamıyorlar. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Metin SAVAŞ: Ben bunlara genelleme yaparak sanal dergiler diyorum. Bizim çağımız istesek de istemesek de postmodern zamanlardır. Postmodern çağda her şey birer tüketim nesnesidir. Piyasa şarkılarını örnek verebilirim. Yetmişli yıllardaki şarkılar hâlâ ezberimizdedir fakat geçen yıl bestelenmiş bir şarkıyı şimdi hemen unuttuk bile. Sanal dergiler de böyledirler. Bizler artık hızlı bir zamandayız. Trenlerimiz ve uçaklarımızla yolculuk yapmaktan çok hız yapmaktayız. Sanal ortamdaki duvarlar veya sayfalar ekrandan akıp gidiyorlar. Kalıcılıkları yoktur. Dolayısıyla dijital dergiler ve bloglar da kalıcı olamazlar. Sanal ortamda geçmişe dönüp de birkaç hafta öncesinde kim ne yazmıştır diye bakmıyoruz. Sosyal medyada paylaştığımız fotoğrafların da kalıcılığı yoktur. Oysaki fotoğraf makinesiyle çekilmiş olan fotoğraflar somut bir şekilde albümlerimizdedir. Ahmet Hamdi Tanpınar, fotoğraf karesi için “zamanın donmuş hali” demektedir. Hâlbuki sosyal medyada zaman bile yoktur. Sadece an vardır. Her paylaşım birkaç dakikada yok oluyor. Postmodern zamanlarda tutunabilmek kaygısı da yoktur zaten. Postmodern çağda günübirlik yaşamak esastır. Buna rağmen bir şeyler hep kalıcı olacaktır. Aksi halde insanlık varoluşunu sürdüremez. Kıyamet demektir bu.

Türk edebiyatı için büyük öneme sahip olan kitap / edebiyat eleştiri & tahlil odaklı yayın yapan edebiyat dergileri yok denecek kadar az. Var olanlar da birkaç yayınevinin tekeline girmiş durumda… Eleştiri türüne niçin bu kadar uzağız? Kitap eleştirisi yapma, yazma veya okuma kültürümüz neden eksik?

Metin SAVAŞ: Müslüman toplumların genel hastalığıdır bu. Sistematik düşüncenin (yani felsefenin) olmadığı yerde eleştiri de olamaz. Türk toplumu günümüzde tahammülsüz bir toplumdur. Bizde artık, Nasrettin Hoca’nın torunları olduğumuz halde, mizah da zayıflamıştır. Aşırı ciddiyet ve mütemadiyen vatanımızı savunma kaygısı yüzünden yaratıcılığımız törpülenmiştir. Dedikoduyu ve birbirimizi çekiştirmeyi çok fazla seviyoruz ama derin düşünceden (yani tefekkürden) kaçınıyoruz. Bunun nedenlerinden biri din algımızdaki çarpıklıktır. Bizde her şeyi kutsallaştırma eğilimi var. Kutsal demek tabu demektir. Padişahlarımızı da cumhurbaşkanlarımızı da kutsal varlıklar şeklinde algılıyoruz. Düşünceden ve muhalefetten korkuyoruz. Aykırı bir söylem işittiğimizde o söylemi dile getirene hain damgası vurmaktan haz alıyoruz. Vaziyet böyle olunca da bizde eleştiri kültürü ve gerçek anlamda demokratik olgunluk yeşermiyor. Öyle ki, mesela Oğuz Atay ve Tanpınar gibisinden büyük isimlerin eserlerini olumsuz yönde eleştiriye tâbi tutmak bizim edebiyatımızda cesaret işidir. Çünkü bu isimler birer tabu gibidirler. Kimimize göre Nazım Hikmet tabudur ve kimimize göreyse Necip Fazıl mukaddestir. Milliyetçi camiada ise Nihal Atsız dokunulmazdır. En cesur eleştirmenlerden tutunuz da aykırı eserler üretmeye istekli edebiyatçılarımıza varıncaya dek hepimiz bir şeyler yazıp çizerken muhtemel tepkilerin gölgesi altında kalarak tedirginlik yüklü bir sanat faaliyetine saplanıp kalmaktayız. Yalnızca dışımızda değil, iç dünyalarımızda bile hürriyetten mahrumuz. İslamcı isek solcu sanatçıyı, solcu isek milliyetçi sanatçıyı görmezden geliyoruz. Çünkü biz gerçek anlamda millet olamadık ve Türk kültürünü bir bütün olarak benimseme olgunluğunu daima reddettik. Buna şöyle bir örnek vereyim: Victor Hugo hangi siyasi ideolojiye meyletmiştir? Bundan kime ne! Bizim için önemli olan Victor Hugo’nun eseridir.

Romandan ve dergilerden bahsettik. Son olarak Metin Savaş genç yazarlara ne önerir diye sormak istiyorum. Ayrıca sizin başucu kitabım dediğiniz, sizi çok etkileyen 3 kitabı bizimle paylaşır mısınız?

Metin SAVAŞ: İdeolojisi bulunmayan bir vatandaş hakiki vatandaş değildir. Bomboş bir kimsedir o. Dolayısıyla her sanatçının da bir ideolojisi olmalıdır. Fakat bu ideoloji o sanatçıyı kısır bir düşünceye tutsak kılmamalıdır. Genç yazarlara tavsiyem şudur ki, kendi ideolojinizden yola çıkarak insanlığı kavrayınız ve anlatınız. İdeolojinizi çok fazla ötelediğinizde fikirsiz kalırsınız. Ne var ki, ideolojinizi çok fazla öne çıkardığınızda ise insanı kavrayamazsınız ve eserlerinizde yaratıcılığı kaybedersiniz. Bir sanatçının görevi dünyaya kendi gözlüğünden bakmakla yetinmek değildir. Baktığınız ve anlatmaya çalıştığınız insanları ve olayları mümkün mertebe tarafsız (yani objektif) olarak yansıtmanız gerekiyor. Filan karakter benim gibi düşünmek ve benim gibi olmak zorunda değildir. Başka türlü olduğu için bir yazarın ilgisini çekmektedir zaten. Yazar adayı genç arkadaşlarım öyle birkaç yüz kitap okuduktan sonra nitelikli eser üreteceklerini sanıyorlarsa aldanıyorlar demektir. Kendimden örnek vereyim: İlk romanım Efendi Dayının Kozalakları ödüllü bir romandır ama başarısız bir romandır. Neden mi? Çünkü ben bu romanı sadece bin kitap okuduktan sonra cahil cesaretiyle yazmıştım. Oysaki 1500 kitap devirdikten sonra Zemheri Kuyusu adındaki kült romanımı yazdım. Bu roman benden daha meşhurdur. Beni en çok etkileyen 3 kitap hangileridir? Bu sorunun cevabını vermek kolay değil ama yine de gelişigüzel bir tavırla ifade edeyim: Suç ve Ceza, 1984 ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü. İkinci 3 kitap derseniz: Azerbaycanlı yazar Elçin Efendiyev’den Ölüm Hükmü, Peyami Safa’dan Yalnızız ve John Steinbeck’ten Cennetin Doğusu.

Zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Metin SAVAŞ: Ben de sizlere ve okurlarıma teşekkür ediyorum.

Hazırlayan: Mürsel Ferhat SAĞLAM

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa