Metal Fırtına’nın Yazarı Orkun UÇAR ile Röportaj

Söyleşi Şilep Dergi

Derzulya Serisi ve Metal Fırtına kitaplarının yazarı Orkun Uçar ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Özellikle Metal Fırtına hakkında yıllardan beri süren ve sanırım asla bitmeyecek olan polemiklerle ilgili biraz sohbet ettik. Tabi dahası da var. İşte söyleşimiz… 

Metal Fırtına'nın Yazarı Orkun UÇAR ile RöportajTürkiye’de son 10 yılda birçok şey değiştiği gibi insanların iyi kitap algısı ve hatta yazarlığın niteliği de değişti. Size göre bugün “iyi kitap” nedir ve “iyi yazar” kimdir?

Sadece Türkiye’de değil Dünya’da da değişti. İnternet, sosyal medya, e-kitap, akıllı cep telefonları sanatın tüm dallarını zorluyor, değiştiriyor. Bazen kitaptan daha çok kitabın ve yazarın pazarlanması öne geçebiliyor.

İnternet sonrası istisnalar hariç şiir satılan bir tür olmaktan çıktı. Türkiye’de bu nedenle şairlerin roman türüne kaydıklarını görüyoruz. Yani şair şiirini, roman kılıfında sunuyor. Benim iyi kitap algıma bu uymuyor. Son zamanlarda okuyucuya pazarlama ile iyi kitap ve yazar diye çok yutturulanlar var ama bu da bir dönem işte…

Kendi yazarlığımda da kitabın içinde dilden önce hikayeyi ön planda tutarım. Çünkü bu işin özü iyi hikaye anlatmaktır, dil sonradan girdi işin içine. Sevdiğim yazarlar da belki anlatımda cümlelere taklalar attırmaz ama bir hikaye anlatır.

Dünya’dan bir iyi, bir kötü örnek vermek isterim. J.K. Rowling çok iyi bir yazar ve başarılı, öte yandan Alacakaranlık serisinin yazarı Stephenie Meyer kötü ötesi… Fakat yazdığı ergen vampir serisi çok sattı, üstelik filme çekildi, o da hasılat yaptı. Böylesine kötü bir yazarın başarılı olmasını nasıl açıklayacağız?

Mesela benim çok sevdiğim Clive Barker, William Gibson gibi yazarlar çok iyi yazdıkları halde hakettikleri kadar satmıyorlar.

Anladığım kadarıyla internet edebiyatta bir yandan kalitesizleşmeye neden olacak ama farklı türlere de yol açacak. Yeni sesler, denemeler çıkacak. E-kitap yayınevlerinin gücünü kıracak. Yine de her şey okuyucu da bitecek: iyi ve kötüyü onlar ayıracak, onlar hangisi yazarın ve eserin kalıcı olduğuna karar verecek.

Ne yazık ki toplumumuzda başarılı insana karşı bir fobi var. Başarılı insan gördük mü onu aşağı çekmeye çalışıyoruz. Bizdeki bu zihniyet bana kalırsa, hem uzun vadeli stratejik planlar yapmamızı engelliyor hem de kültür adına bir sıçrayış yakalayamıyoruz. Acaba toplumun başarılı insan fobisi nasıl tedavi edilir? Bunu soruyorum çünkü siz bu durumu bizzat yaşadınız. Belki halen yaşıyorsunuz.

Bu ancak eğitimle olur ama kısa ve orta vadede ümit yok. Zira şu anda cahillik ve vasatlık yüceltiliyor. Eğitimli, yaratıcı, zeki olmak kötüleniyor.

Bu topraklarda yüzyıllardan beri sanat ve hayal kurmak aşağılanıyor: “hayalci”, “dalgacı”, “artizlik yapma”, “burası tiyatro mu?”, “bırak sanatı önce adam gibi bir işin olsun”lar var… Toplum hayal gücü ve sanatla para kazanılmasını kıskanıyor.

Evet, ben de yaşadım ama çok takmıyorum artık. O duygularım nasır bağladı.

İktidar; namaz kılan, kendisine oy veren “dindar ve kindar bir nesil” istiyor. Ne diyordu recep Tayyip Erdoğan: “Benim çok okuyan arkadaşlarım şimdi sefilleri oynuyor.”

Oysa o okumadan dünyanın en zenginleri arasına giriverdi birkaç senede. Böyle bir rol model varken, sorunu çözmeniz zor.

İki yıl önce bir yazı yazmıştım ama Türkiye şartlarına bakarsanız olumlu bir gelişme olmadığını görebilirsiniz: (Yazıyı Okumak İçin TIKLAYINIZ)

Sözü Metal Fırtına’ya getireceğim. O tarihlerde ülkedeki kitap okuma oranları çok kısır seviyelerde iken siz bir kitap yazdınız ve yüz binlerce insan o kitabı okudu. Polisiye sevenler de okudu, tarih sevenler de, fantastik sevenler de okudu, aşk romanı sevenler de… Bir anda herkes sizi konuşmaya başladı. Fakat sonra birileri, hem kitabı hem sizi manipüle etmeye çalıştı. Kısacası kimseye yaranamadınız.

Öyle bir kitapla birilerine yaranmak zor, zira çok başlı bir canavar gibidir. George Orwell’ın 1984’ü de öyledir. 1984 sağlam bir anti-komünist kitap gibi göründüğünden CIA kullanmak istemiş ama bakmışlar ki esasında kendilerine de vuruyor. Mesela Vietnam savaşı dönemindeki çift-düşün propaganda çalışmaları gibi. Metal Fırtına da o kadar sert ve rahatsız edici ki, kimsenin kullanmasına izin vermeyecek bir eser.

Metal Fırtına her Türk’ün gururla okuyacağı bir politik kurguydu. En azından ben okurken gururlandım. Türkiye milliyetçi bir ülke lakin Metal Fırtına’ya nedense üvey evlat muamelesi yapıldı.

Üvey evlat yapılmasını normal buluyorum, tersi garip olurdu. Bunun birçok politik nedeni var. BOP sürecinde kim böyle bir kitap ister ki?Metal Fırtına'nın Yazarı Orkun UÇAR ile Röportaj

Burak Turna ile yaşadığınız tatsız hadiselerle bir ara medya çok ilgilendi. O günlerde bunalıp “bir daha kimseyle kitap yazmam” dediğiniz oldu mu? Bir de merak ettiğim bir şey var ortak kitap yazmanın avantajı ve dezavantajı nelerdir?

 

Burak Turna ile tatsız hadiseler yaşamadık esasında, öyle yansıtıldı daha çok. Kitaba “üvey evlat” muamelesi yapanlar, “yazarlar para nedeniyle ayrıldı” tarzı haberler yaptı. Bizimle yapılan röportajlar farklı yayınlandı filan.

Burak ile fikir olarak ayrı taraflardayız ama kişisel ilişkilerimizde sorun yok, hala görüşüyoruz.

Ben Metal Fırtına’dan sonra da ortak kitap yazdım: Saygın Ersin ile “Derin İmparatorluk”, Burak Turan ile “Zifir”… Bundan sonra da olacak.

Ortak kitap yazmak kolay değildir, zaten bu nedenle Türkiye’de sanırım başka yazarlarla ortak kitap yazan bir ben varım. Bunu sağlayan editörlük yanımın da olması. Yani kendi yazdığım ve diğer yazarın yazdığı yerlerin stil olarak uyumunu sağlayabiliyorum. Diğer yazarın daha başarılı olduğu alanları kullanıyorum.

Dezavantajı benim açımdan pek yok, sadece ortak yazılan kitap bir seri ise zor olabiliyor. Zamanlama uymayabiliyor.

Kemikleşmiş bir okur kitleniz var. Sizden daha çok eser bekliyorlar fakat siz kitaplarınızın yazılma ve yayınlanma sürecini uzun senelere yayıyorsunuz. Hatırladığım kadarıyla serinin tamamlanması 2024’ü bulacak. Neden böyle bir planlama yaptınız? Eserin kuluçka süresiyle kalitesi / kalıcılığı arasında bağ olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Metal Fırtına serisini 5. Kitapla 2016’ya kadar bitereceğim, Derzulya serisini 2024’e kadar düşünüyorum. Kitaplarımın önce kafamda kabasını yazıyorum, onu yazarken kafamda başka serime çalışmaya başlıyorum. Kuluçka ile kalıcılık arasında bağlantı kurmak zor. Edebiyatta matematik işlemez. Mesela Boris Vian “Mezarlarına Tüküreceğim”i dokuz günde yazmış. Ben de ilk Metal Fırtına’da kendi bölümlerimi 15 günde yazmıştım.

Metal Fırtına ve Derin İmparatorluk kitaplarının yazarı olarak şunu söyleyebilir misiniz; Türklerin, yüzlerce belki bin yıl önceye dayanan vatansever gizli bir teşkilatı deyim yerindeyse bir ihtiyar heyeti var mı?

Olabilir ama günümüz Türkiye’sinde aidiyet sorunu çekiyorum. Şu anda iktidarda olan zihniyet pan-islamcı bir politika yürütüyor sanki, Türkiye’de arap işgali altında gibiyiz. Bu nedenle ihtiyar heyeti varsa bile pek işe yaramadılar galiba.

Okuyucularımızın en sevdiği soruya geldik. Orkun Uçar ne okur? Başucu kitabı var mıdır?

Her türden ve çok kitap okurum. Her kitap ve türden alınabilecek şeyler var. Ama çok sevdiğim birkaç yazar var: Isaac Asimov, Clive Barker, William Gibson, Ursula K. LeGuin, Patricia Highsmith, George Orwell, Stephen King, Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Nihal Atsız

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Bir gün gençlerin kitap okumaya heveslendirileceği günlere kavuşuruz umarım

Hazırlayan: Mürsel Ferhat SAĞLAM

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa