Sistemi Anlatan Güncel Bir Destan; Açlık Oyunları

22 Eylül 2016

Belirli aralıklarla piyasaya, sanatın herhangi bir dalında iddialı olan bazı kişiler çıkarak; devlete, ekonomiye, ideolojilere, dine, insan ilişkilerine dil uzatır. Bunların yakından takip etmenizi öneriyorum çok kısa zaman sonra bahsettiğim bu şahısların şöhreti iki katına çıkar. 

Evet, çünkü bu ülkede sataşma kültürü hakimdir. Birilerine sataşır birkaç beylik laf edersen sen de ünlü olursun. Sanatçının sanatı, polemik oranıyla ölçüldüğü müddetçe bu ülkenin ilerlemesi mümkün değildir. Üstelik sözde halkı düşünen ve sözde sanatçı kişiliğe sahip bazı muhalifler, “sistem”in kendini aklamak için kiraladığı halk kütlesidir. Yok, hayır yanlış yazmadım. Bunlar düpedüz halk kütlesidir. Bir de bu kütlenin eli kalem tutan kadrolu yazarları vardır. Gayet mütevazı yaşadıklarını sandığımız fakat baştan ayağı marjinal takılan bu insanların o kütleyi gaza getirmek için biz halktan tarafız demesi hazindir.

Açlık Oyunları serisinin ana teması yukarıda bahsettiğim şahsı muhteremlerin sistemi eleştirmek adına düştükleri komik durumu anımsatıyor. Tek belirgin fark Açlık Oyunları’nda bu “İŞ” daha profesyonelce beceriliyor.

Açlık Oyunları serisi hakkında birçok kitap satış sitesinde çeşitli yorumlar yapılmış… Yorumlara bakılırsa bu seriyi okumamak, kendini kitapsever olarak tanımlayan birisi için on kusur hareket içerisindedir.

Açlık Oyunları’ndaki sistemi ele alırsak dünyadaki tüketim çılgınlığı oldukça fantastik bir üslupla eleştirilmiş. Konunun dramatize edilişi ve sisteme meydan okuyan karakterlerin aç susuz ve sıska birer kahramanı andırması sizce de çok trajik değil mi?

Utanmasak oturup ağlayacağız.

Nedir o Capitol’ün zulmü öyle değil mi? Zengin, elit, üst düzey insanların keyifli vakit geçirmesi için düşkün, fakir, güçsüz halkın şempanzelik yapması şart koşuluyor…

İnsan bu seriyi kendince bir iç muhasebeyle okursa yararlı olacağı düşüncesindeyim. Mesela bu seri bize “futbol” sektörünün ne kadar akla ziyan faaliyet olduğunu kanıtlıyor. Mesela bu kitap bize tonlarca para ödediğimiz “marka”ların tehlikesinden bahsediyor. Mesela bu kitap bize zenginler bir defa -bazen hiç- fakirler ise onlarca kez kendini kanıtlamalıdır diyor. Mesela bu kitap medyanın bize her gün, her saat, her sabah ve her akşam gerçekleri değil gerçek zannetmemizi istedikleri şeyleri aktardığını anlatıyor. Mesela bu kitap bize devletlerin ve milletlerin tek elden yönetildiği gerçeğini fısıldıyor.

Eğer yukarıdaki öğelerin üstünü renkli kalemle çizip elinizi çenenize dayayarak ben ne yapıyorum demiyorsanız bir değil elli tane Açlık Oyunları serisi okusanız da bir anlamı olmaz. Zira her hafta sonu apar topar stadyumlara koşan yüz binlerce insan, 90 dakika boyunca hop oturup hop kalkıyorsa, müsabaka biter bitmez taşa sopaya sarılıyorsa ve bir de olmuş bitmiş şeyleri tartışan yorumcuları, ağızlarını bir karış açık dinliyorsa Suzanne Collıns’in elinden bir şey gelmez.

Gelir dağılımı dengelenmediği ve marka çılgınlığı yok edilmediği müddetçe kırk tane Suzanne Collıns bir araya gelip her gün yeni bir Açlık Oyunları serisi yazsa da nafile…

Okuduğunu ince eleyip sık dokuyan bilinçli bir neslin oluşmasını diliyor ve kitabın genel özelliklerini aktarmak için kolları sıvıyorum.

İlk kitap, ikinci kitap, üçüncü kitap diye tek tek ayırmayacağım. Zaten tüm kitapların ortak özelliği kapak tasarımlarındaki vurucu ambiyanstır. Şahsen ben tasarımı düşünen, geliştiren, meydana getiren grafikeri tebrik etmek istiyorum.

Artık kapağı çevirelim ve birazcıkta içerik hakkında konuşalım. Önce şunu söylemek istiyorum ki konu bütünlüğü sağlanmış. Üç kitapta da toplumları köleleştiren görünmez canavar cesurca ifşa edilmiş.

Cebindeki parayı sistemi yüceltmek uğruna harcayan beyni çeşitli bilinçaltı mesajlarla yıkanmış bireylerin aynı zamanda potansiyel bir süper kahraman olduğunu vurgulayan bu seride, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve medyadaki yandaş tavrın önüne geçilmezse ileride hepimizin Açlık Oyunları’nda birer yarışmacı olacağı anlatılıyor.

Umarım Suzanne Collıns sistemin emri doğrultusunda değil de kendi duygu ve düşünceleriyle bu seriyi yazmıştır…

♦ Mürsel Ferhat SAĞLAM