Sözcüklerin Gücü Ve Etimoloji

Edebiyat İncelemeleri Şilep Dergi

Kimi zaman aklıma tuhaf şeyler gelir. Hepimizin böyle anları olur. Hiç alakası olmayan bir şey düşünür hatta o şeyi kafaya takar ve dünyadaki tek problem buymuş gibi konunun üzerine gideriz. Hani derler ya “incir çekirdeğini doldurmayacak şey” diye işte o cinsten absürtlükleri durup dururken mesele ediniriz.

Örneğin geçenlerde; “kaşık her dilde kaşıktır… Hiçbir millet bu nesneye çatal dememiş. Hepsi kendi lisanınca kaşığı kaşık olarak tarif etmiş. O halde nedir bunun atası?” diye düşündüm.

Yine kitabın ortasından konuşuyorum ama bu öyle uzun betimlemelerin ardından değinilecek bir konu değil.

Nedense kelimelerin kökeni her zaman ilgimi çekmiştir. Küçüklüğümden beri şiir, ilk gençlik yıllarımdan itibaren de hikâye ve roman yazıyorum. Şair ve romancılar için kelimeler en iyi dosttur. Dolayısıyla sanırım benim etimolojiye ilgim birazcık yazarlığımdan geliyor.

Etimoloji ülkemizde pek ilgi görmese de aslında oldukça önemli bir bilimdir. Gerçi bilim dallarının biri diğerine göre daha önemli veya önemsiz olamaz böyle bir kıstas yapmak uygun değil fakat etimoloji ilmi tarihçiler açısından ayrıca önem taşır.

Tarih mezunuyum ve yüksek lisansımı da tarih üzerine yaptım. Tarihe yardımcı bilimler vardır. Her tarih araştırmacısı veya akademisyeni gibi ben o yardımcı bilimlerle sadece ihtiyacım olduğunda ilgilendim. Az evvel belirttiğim gibi etimolojinin bende ayrı bir yeri var. Zira sözcüklerin gücüne inanan biriyim. Dolayısıyla bazen kelimelerin kökeniyle ilgili düşünme veya inceleme yapma gereği hissediyorum.

Elbette sözcükleri incelerken, sözcüklerin kökeni hakkında düşünürken söz öbeklerinden oluşan deyim ve atasözleri hakkında da düşünüyorum. Belki bu takıntı size tuhaf gelecektir ancak hiç atasözlerinin ne kadar derin manalar barındırdığını düşündünüz mü?

Bu arada ilginç bir detay vermek istiyorum; en çok atasözü ve deyim barındıran dil Türkçe’dir. Kimileri bunu tembellik olarak yorumlar. Uzun uzun konuşmaktansa bir atasözüyle konuyu kapatıyoruz diye tembel olduğumuzu düşünen varsa yanılıyor. Bana kalırsa bu kadar zengin bir sözlü kültüre sahip olmamız başlı başına bir zekâ ve hafıza üstünlüğüdür. Övünmek için söylemiyorum. Zira zaten buna ihtiyacımız da yok.

Son 200 yıldır dünyada yalnız bırakıldık bu nedenle toplumumuzu kompleks hastalığı sardı. Ayrıca alınganlık ve anlayıp dinlemeden konuların üzerine gitmek gibi tuhaf huylar edindik. Oysa Türkler 5 bin yıllık bir tarihe sahip dünyanın hemen hemen tüm coğrafyalarında yaşamış ve yaşadıkları bu geniş coğrafyaya rağmen benliğini korumuş ilginç bir millettir. Asıl ilginci Türkler başta Türkistan coğrafyası ve Anadolu olmak üzere Kuzey Afrika, Balkanlar, Orta Avrupa, Doğu Avrupa, Kafkasya, Hicaz, Ortadoğu ve Akdeniz’de yaşamış, komşu uygarlıklarla etkileşimde bulunmuş ve bu coğrafyalarda beylik, devlet ve imparatorluk kurmuş bir millettir. Sadece bunlar bile kompleksten kurtulmamız için iyi bir sebeptir.

Türklerin tarih boyunca tek eksiği ise yazılı tarih kültürünü çok geç benimsemiş olmalarıdır. Etimoloji bilimi tam da burada devreye giriyor. Ayrıca komşu uygarlıkların yazılı kültüre sahip olmaları ve Türkler hakkında yazdıkları Türk tarihini aydınlatmak için yeterli oluyor. Bir de arkeoloji devreye girince Türk tarihinin kaç bin yıl geriye gittiğini hesaplamak zor olmuyor.

Komplekslerimizin nedenleri var.

Mesela sanayi devrimi ve akabinde gelişen, değişen dünyaya ayak uyduramamış olmamız, teknoloji açısından geri kalmamız, tarım toplumu olmaktan kurtulamıyor oluşumuz,  eğitime ve sağlığa gülünç bütçeler ayırmamız, kütüphane açısından yetersiz ve kitaplardan uzak bir toplum olmamız kompleksli olmamızın nedenlerindendir.

Bunlar değiştirilmeyecek, düzeltilmeyecek kadar büyük sorunlar değil. Biraz da bardağın dolu tarafından bakmayı bilmeliyiz. Örneğin bizim çok sağlam bir sözlü iletişim kültürümüz var. Atasözleri, deyimler, halk türküleri bunlardan sadece birkaçı…

Tek eksiğimiz, toplum olarak farkındalık sorunu yaşıyor olmamız.

Teşbihte hata olmaz derler. Hepimiz önce bunu söyler, ardından saçma sapan benzetmeler yaparız. Aslında bu sözün anlamı teşbih hata kaldırmaz demektir.

Bazı kelimelerin ve söz öbeklerinin yanlış anlaşılma nedeni Türkçe’nin yapısı itibariyledir.

Değişime açık ve koruması zor bir dildir Türkçe. Aynı zamanda Türkçe’nin değiştirilmesi ve yozlaştırılması da zordur. Kısacası Türkçe bu açıdan bakıldığında çelişki barındırır. Mesela ben teşbihte hata olmaz deyip Türkçe’yi sakıza benzetecek değilim. Aklıma geldi ama bunu yapmayacağım.

Son söz niyetine; kendinizin farkında olun ve sözcüklerin ruhu olduğuna inanın demek istiyorum. Zira sözcüklerin kökenini bilmek ve gücünü fark etmek bizi başarıya ve huzura götürecektir.

♦ Mürsel Ferhat SAĞLAM

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa