Teknoloji Çağında Edebiyat (1. Kısım)

Edebiyat İncelemeleri Şilep Dergi

Yeni dönem akademisyenlerin bir meseleyi eskiyle kıyaslarken tercih ettikleri örnekler cidden enteresan. Aslında bunu sadece akademisyenler yapmıyor. Gazeteciler, yazarlar, tartışma programlarındaki tuhaf adamlar dâhil olmak üzere biraz kitap okumuş olan herkes  “sanayi devriminin ardından” tümcesiyle entelektüelliklerini kanıtlamaya çalışıyorlar.

Önce anlamsız gelen ama zamanla sloganlaşan bu tarz kelime öbekleri, sosyal medyanın da etkisiyle günlük hayatımızı işgal ediyor. Olur olmaz şeyi sanayi devrimine bağlamak bana pek gerçekçi gelmiyor. Daha doğrusu bunun yüzeysel bir ifadeyle geçiştirilmesi gerçekçi gelmiyor. Eğer ülkemizin geri kalmışlığını anlatacaksanız sanayi devrimine değinin hem de dibine kadar değinin. Ancak gerekli gereksiz her şeye -özellikle edebiyatla alakalı meselelere- sanayi devrimini karıştırmayın yahut karıştıracaksanız da bunu yüzeysel yapmayın.

2005’e kadar teknoloji konusunda ürkek olduğumuzu ben de kabul ediyorum. Dünyanın aşina olduğu teknolojik bir yeniliği biz korka korka, usulca takip ediyorduk. Hele ki homojen bir yenilikten fazlasıyla korkuyor, ona ayak uydurmak hususunda tereddüt yaşıyorduk. Söz konusu teknoloji değil de edebiyat olunca Tazminat’tan bu yana hep girişken ve gözü açık davranmışız. O nedenle sanayi devriminin getirdiği yenilikleri takip edememiş olmamızla edebiyatımızın bugünkü çıkmazı arasında sanıldığı kadar büyük bir bağ yok. Kısaca söylemek gerekirse sorun teknolojide veya sanayi devrimini yakalayamamakta değil tamamen bizde…

Teknoloji doymak bilmeyen bir canavar ve bizi biz yapan ne kadar sevimli hatıra varsa onları makineleştirmek için elinden geleni yapıyor. Bu iş kitapların makineleşmesine kadar ilerledi. Bu bir anlamda işleri kolaylaştırırken bir anlamda şiirin, öykünün, romanın ruhuna

aykırı gibi görünüyor. Şiir, roman, hikâye okurları genelde kitaba dokunmak istiyor. Araştırma, seyahat, akademik vs. türde eserler için e-kitap kabul edilebilir. Hatta kolaylık olur. Lakin duygulara hitap eden türde eserlerin e-kitap olarak yayınlanması kafamda soru işaretleri oluşturuyor. Böyle olunca da endişelenmeye başladım.

E-kitap Türkiye’de kitap okuma oranlarını arttırmış gibi gözüküyor. Lakin e-kitap ile normal kitap arasında fiyat anlamında hiçbir farkın olmaması okuyucuyu e-kitaptan uzaklaştırıyor. Dünya ise her zamanki gibi bizden on – on beş adım önde gidiyor. E-kitap kültürü Amerika başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede trend halini almış durumda.

Bildiğim kadarıyla en son Türkiye’de e-kitap satışını arttırmak için KDV düzenlenmesi yapılmıştı. Buna rağmen satışlar beklenen düzeyde değil. Çünkü konu kitaplar olunca ne yapacağımız pek belli olmuyor.

Eğitim setleri, makaleler, akademik çalışmalar (proje, tez vs) şehir rehberleri gibi yayınlar online ortamda yayınlanıp satılmalı ya da bedava dağıtılmalı. Hatta bu sıralamanın içerisine edebiyat dergilerini de koyabiliriz. Taş çatlasa 50 abonesi olacak bir dergiyi basılı olarak yayınlamak hem dergi sahibi için hem de o dergide yazan şair ve yazarlar için hayal kırıklığı ve maddi manevi kayıp olacağından bence internet üzerinden yayın yapmak çok daha mantıklı. Prestij baskısı yapılıp belli sayıda aboneye yollanabilir ama edebiyat dergilerinin dijitalde olması 18 yaşından beri sektörde olan biri olarak söylüyorum çok daha yerinde bir hareket olur.

Belki biraz olumsuz konuşuyor gibi algılanmış olabilirim lakin e-kitap fikrine ve e-kitap okuyucusuna lafım veya kötü bir yaklaşımım yok. Fakat başta da belirttiğim gibi şiir, öykü, roman türünde kitaplar söz konusu olunca yani içerisinde sanat barındıran kitaplar söz konusu olunca okurlar sayfaya dokunmak, kitabı hissetmek, kitabı koklamak istiyor. Ne yazık ki bunu e-kitap ile başaramazsınız.

Arap baharı dedikleri endişeli gerilimin teknoloji sayesinde zuhur ettiğini haber kanalları defalarca tekrarladı. Sonuçlarına bakılınca Arap Baharı bir ırkın uyanışına sebep oldu. Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinin özgürleşmesini sağladı.

Özgürleşirken sırtını bir yerlere dayaması gerektiğini de anladı toplumlar… Peki bu durumda edebiyatın da bir “bahar” dönemine ihtiyaç duyduğunu hiç düşünmüyor musunuz?

İnanın ben bunu düşünüyorum.

Hazindir ki sosyal medya yüzünden edebiyat sadece gelişme göstermedi aynı zamanda edebiyatımızın üzerinde kapatılması zor bir oyuk oluştu. Necip Fazıl kan ağlıyor, Nazım Hikmet yaralı, ölen her şair ve yazarın ardından kurulan tanıtım grupları birer ekonomik rant kapısı oldu. Böyle bir atmosferde lütfen söyleyin yaralanmamak, kan kaybetmemek mümkün mü?

Üstelik yazılan sözlerin altına rastgele bir şairin veya yazarın imzasının atılması bana kalırsa telafisi en zor hatalardan biri.

Neresinden tutsak elimizde kalıyor öyle değil mi?

1. Kısmın Sonu

♦ Mürsel Ferhat SAĞLAM

Sosyal Ağlarda Paylaş

bursa escort adana escort konya escort antalya escort hatay escort gaziantep escort malatya escort hatay escort antalya escort porno izle
pendik escort
pendik escort
umraniye escort
umraniye escort"
turk ifsa