Türk Edebiyatının İhtiyacı Olan “ŞEY”

23 Eylül 2016

Adam Fawer… Yazdığı kitaplarla edebiyata yeni ve çetrefilli bir yoldan girdi. Öyle ya, kimsenin yanında bile geçmediği edebiyatta klasikleşme yoluna baldır bacak dalmak ve bunu daha ilk kitapla denemek cesaret ister. Meğer Adam Fawer, arazinin tozunu toprağını yutmaya dünden razıymış. Birine bakıp çıkacağım demektense ben şuracıkta beklerim alçakgönüllülüğünü yerine getirmek her yiğidin harcı değildir.  Gerçi insan yolunu seçtikten sonra çamura da toprağa da razı olmalıdır.

Kasap et doğruyor diye alkış tutmamız ne kadar saçmaysa az önce söylediğim davranışı sergileyen yazar(lar)ı göklere çıkarmak da o kadar mantıksızdır. Lakin günümüzde kimse görevini layığıyla yerine getirmediği için bazılarını parmakla göstermek durumunda kalıyoruz.

Racona terslik yapanların cezasını Adam Fawer’dan çıkaramayız. Yazdıklarına bakılırsa bu adamın, mesleği ti’ye alarak çapsızlık yapması düşünülemez. Kısaca Adam Fawer’in racona muhalefet davranmadığını rahatça söyleyebilirim. Aksine onu taklit edenler kabaca bir koşuşturmaya kapılıp maratonun tadını bozdular. Onlar adımladıkları her su birikintisine şapır şupur basıp etraftakilere rahatsızlık vermeseler belki de Adam Fawer’dan geçer not alacaklardı Belki burada onları dile getirerek Fawer’a saygısızlık ediyorum ya da lafı gevelemek adına kelimelerle oynuyor da olabilirim. Lakin bir ihtimal daha var o da benim bu konuyu tüm çıplaklığıyla açıklama niyetinde oluşumdur…

Açıkçası Adam Fawer’ın iki kitabını da okuyalı uzun zaman geçti. Olasılıksız’ı Empati’yi de okuyalı epey oldu. Fakat kitapların birbiriyle olan bağlantısı yani kitapların konu bütünlüğü öyle yerindeki, insan Olasılıksız ile Empati’yi birbirinin devamı kitaplar zannediyor. Hele ilk kitapla ikinci kitabın arasına aylar, yıllar girmişse mutlaka Olasılıksız’ı elinize alıp şöyle bir karıştırma ihtiyacı hissediyorsunuz. Yeri gelmişken söyleyeyim iki kitaptaki karakterler ve içinde bulundukları olay, durum, çaba ve mücadeleler birbirinden çok farklı…

Adam Fawer yazdığı bu iki kitaptan sonra kalemi bırakmış gibi görünüyordu. Sanırım popüler kültür Fawer’in yazarlığına negatif etki yaptı diye düşündüm. Balyozu tersten yemiş olabilirdi. Çok sattı, çok tanındı… İnsanlar ondan hemen üçüncü, dördüncü kitabı yazmasını bekler oldu. Fawer çok çabuk geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Fakat bu süreci, seri üretime geçmek için kullanmadı.

Yani üretmedi…

Üretmek istememiş de olabilir.

Polisiye sevenler de Fawer okuyor, aşk romanlarının müptelası genç kızlar da… Klasik eser sevdalıları da onu takip ediyor, bestsellerden vazgeçemeyenler de… Kitaptaki karakterlerin bazı fantastik yönleri de var. Bu açıdan bakıldığında rahatlıkla söyleyebilirim ki fantastik roman tutkunları da Adam Fawer okuyor. Fantastik diyorum lakin kitapta vampir, kurt adam, Gobit ya da sihirbaz çocuklar yok. Mesela insanların ne denli eşsiz yaratıldığına dair kanıtlar var. Sizce bu da yeterince fantastik değil mi?

Çağın modernleşme meraklısı sonradan görme entelektüelleri de bence yakın tarih yorumlamayı bırakıp Fawer’in eserlerine göz atmalılar. Böylelikle sıkıştıkları kalıptan sıyrılıp dünyaya değişik pencereden bakma yetisi kazanırlar.

Toparlamak gerekirse, memurundan işçisine, polisinden öğretmenine, yazarından ressamına, öğrencisinden ev hanımlarına, bankacısına kadar her kesimden okur, hiç sıkılmadan Adam Fawer’i okuyor.

Fawer, zor olanı başardı…

İnsanlar onu hem ismiyle hem de kitaplarıyla tanıyor.

Olasılıksız denince Empati’yi düşünmeyen var mı? Şimdi bir de OZ çıktı. Henüz son kitabını okumadım ama yazarın çizgiyi bozmadığına eminim… Zira ilk iki kitapta olayları ve insanları komplike ve sıra dışı bir kurguyla okuyucuya sunulması riskini almış olan Adam Fawer, son kitabında da aynı düzeni muhakkak korumuştur.

Yazarın başarısı da buradan kaynaklanıyor. Standardı bozmamak başarıdır.

Misal ben Adam Fawer’i okurken deyim yerindeyse lezzet alıyorum. Doyuyorum.  En sevdiğiniz yemeğin önünüze geldiğini düşünün. Örneğin iki gün aç açık kaldıktan sonra bu yemeğin sofranıza getirildiğini hayal edin. Sanki kuş sütüyle besleniyormuşçasına keyif alırsınız öyle değil mi?

Bana kalırsa Adam Fawer da okuyucuyu böyle bir açlıktan kurtardı. Ben Olasılıksız ve Empati’den önce bu tarz cesur konuların işlendiğini hem de lakayt bir dille değil gayet süslü, sanatlı ve bilgilendirici bir üslupla işlendiğini görmemiştim veya cahilliğime verin bilmiyordum.

Lakin sonradan Fawer’in çizgisinde giden birçok yazarın kitabını okudum. Onlar da yüz binlerce sattı. Belki milyon tane satan bile vardır aralarında…  Lakin ben onları okurken o kadar bunaldım, öyle usandım ki anlatamam…

Kullandıkları dil aşırı sıradan ve fazlasıyla düzdü. O tip yazarların kelime haznesi sanıyorum en çok 1000 – 1500 civarındadır. Sırf yazmak için yazılmış kitapların, yayınevlerinin kurnazlığa varan PR politikaları sayesinde bir yerlere geldiklerini biliyorum. Uyguladıkları hilelerden haberdarım. O nedenle bir kitabın çok satmasıyla kalitesi arasında uçurumlar olabileceğini unutmayın.

Hedef kitlesi dar olan kitabın ya da hedefi dar bir pencereden görmeye çalışan bir yayın politikasının yazara büyük zararı vardır. Adam Fawer için sistem kendiliğinden ve çok hoş ilerlemiş gibi görünüyor. Yoksa şu an ben bu yazıyı hazırlıyor olmazdım.

Bizler ona bu yolda tekrar tekrar göreceksek tek dileğimiz var;

“Çizgisini bozmasın”

Türk edebiyatının ve yerli yazar / şairlerin ihtiyacı olan şey tam olarak bu, yani çizgiyi bozmamak, özgün olmak ve seri üretim anlayışını terk etmek…Orijinal konular seçip, özgün bir üslup ve edebi bir dille eserlerini oluşturacak yazarlarımız olsun… Böylece biz onları teknolojiye, seri üretim kitaplara ve aşırı tüketime rağmen hiç unutmayalım.

Yeni nesil edebiyatımızın ihtiyacı olan yegâne “şey”i özetlemek gerekirse tek kelimeyle;

“Kalıcılık”

 

Kalıcılık problemimiz var.

Bu sorunu veya korkuyu derhal aşmalıyız. Çabuk tüketilen, hemen sindirilen eserleri paklamak yerine uzun yıllar unutulmayan, vazgeçilmeyen, başucu kitabı edilmiş ve bir okuyanın bir daha okumak isteyeceği eserler üretelim. Edebiyatımızı seri üretim adlı bu çıkmak sokakta tek başına bırakmayalım.

Son noktayı koyarken Empati kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.

“İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz”

   Maya Angelou

♦ Mürsel Ferhat SAĞLAM