Türkiye Kitap Okuyor mu?

22 Eylül 2016

“Türkiye Kitap Okuyor mu?” diye sorulduğunda cevap bellidir. Hiç tereddütsüz “HAYIR” sözü çıkar ağızlardan. Üstelik “hayır” diyenlerin %23’ü gerçekten hiç kitap okumuyor. Buna ne demeli? Pişkinlik mi yoksa gerçeğin dile gelmesi mi? Belki bu da ankete dökülebilir fakat önce nereden çıktı bu %23 ve niye okumama oranımız bu kadar yukarıda onu konuşalım isterseniz.

Türkiye Kitap Okuyor mu?Ülkemizde çok sık tartışılan, her seçim sonrası “halk gerçekleri araştırmıyor!” diye yaygara kopartılmasına sebep olan, sokak röportajlarında basit sorulara güldüren cevapların nedeni sayılabilecek tartışmasız bir gerçek var; Türkiye kitap okumuyor.

Evet bunu biliyoruz. Eyvallah.

Çözüm üretiyor muyuz?

HAYIR.

Bunun birçok “çünkü”sü vardır muhakkak benim aklıma ilk gelenler bunlar;

Çünkü teknolojik gelişmeler, Z kuşağı olarak adlandırılan neslin görsel hafızasını kuvvetlendirirken eğitim sistemimiz ve yayıncılık anlayışımız hala 1900’lerin trendine uygun hareket ediyor.

Çünkü yıl 2016 ve hala bizler liseye giriş sınavlarını iyileştirmeyi ve üniversiteye yerleştirme sınavlarını değiştirmeyi konuşuyoruz.

Çünkü bizler biliyoruz ki sınavı istediği gibi geçmediği için intihar eden ortaokul öğrenci(ler)i var.

Çünkü edebiyatımızın sınırları belirsiz ve bizler hala akademik eserlere hala tonlarca ücret ödüyoruz.*

(*Yeri gelmişken bir parantez açıp bu konuya değinmek istedim. Avrupa ülkelerinde kitabı çıkan her yazarı devlet maddi olarak destekliyor. Türkiye’de herkesin kendini şair zannetmesi ve türlü dolandırıcılıklarla deyim yerindeyse “merdiven altı” yayıncılık yapan sahtekar yayınevleri sebebiyle Türkiye’de o sistem ol(a)maz. Evet bu ve benzeri sebeplerle devlet belki her kitaba destek sağlayamaz (sağlamamalıdır da) lakin en azından akademik araştırmaların ve eserlerin herkesçe okunmasının önünü açacak bir sistem hazırlanmalıdır. Akademik çalışmaların çoğunluğunun ulaşılamaz olması saçmalıktan başka bir şey değil.)

Diğer bir saçmalıksa ülkemizdeki kütüphane yetersizliği. Var olan kütüphanelerde ise sağlam bir altyapı yok. Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. İstanbul’daki en büyük kütüphanelerden birinden emanet bir kitap alıyor. Kitabın iade süresi epey gecikiyor. Arkadaşım, herhangi bir cezasının olup olmayacağını bilmeden ama biraz da tedirgin bir şekilde kitabı gecikmeli olarak kütüphaneye geri götürüyor. Aldığı cevap ironik. Kütüphane görevlisi diyor ki: “bu kitap sizde olmamalı çünkü kütüphanede gözüküyor.”

Durumumuz bundan ibaret. Komiğiz ve kaybediyoruz… Sığ tartışmalar, “üreten” beyin yetiştir(e)meyen öğretmenler ve en önemlisi de birey olmayı engelleyen ezberci eğitim sistemi kaybetmemizin başlıca sebepleri olarak sayılabilir. Einstein diyor ki herhangi bir kitapta rahatlıkla ulaşabileceğim bir bilgiyi ezberimde tutmaya uğraşmam… Peki, bizler niçin eğitim süresi boyunca her şeyi ezberlemeye çalışıyoruz?

Bir şeyleri değiştirelim.

Örneğin “düzenli” kitap okuyalım.

Satış oranlarını bandrolle ölçüldüğü bir Türkiye’deyiz. Biz bu oranı kütüphanemizdeki kitapların sayısınca yükseltelim. Yani artık bir şeyler değişsin.

Aslında bu içeriği yazmamın bir nedeni var. Geçenlerde Poltio’da bir anket yaptım. Ankete BURADAN ulaşabilirsiniz. Anket sonuçları üzücü. Yaklaşık 1.000 kişinin katıldığı bu hazin tablonun oluşmasında hepimizin payı var. Örneğin ankete katılanların sadece %24’ü düzenli kitap okuyor. Geri kalanlar ise tabiri caizse ayda yılda bir kitap okuyan veya hiç okumayan kişiler…

Ne dersiniz sahiden de bir şeyleri değiştirmenin vakti gelmemiş mi?

Mürsel Ferhat SAĞLAM