Yokluğa Alerjisi Olanlar Okusun; Limon Ağacı

23 Eylül 2016

Beni yani yazılarımı az çok takip etmişseniz, başlık atarken uçuk kaçık cümlecikler tercih ettiğimi biliyorsunuzdur. Bugün noktalı virgülün ardına “LİMON AĞACI” denk geldi. Eğer sadık bir okuyucuysanız mutlaka bahsedeceğim kitap hakkında evvelden oluşmuş fikir ve yorumunuz vardır. Bu sebebe sığınarak, tabiri caizse gerçek manada bir “ince eleme” yapacağım.

Şu an elimde tuttuğum kitap, Orta Doğu’yu tarafsızca ele almış bir orkestranın 400 sayfalık ezgisidir. Limon Ağacı’nı teşbihten uzak üç beş paragrafla veya mübalâğadan arındırılmış bir yorumla anlatmak takdir edersiniz ki mümkün değil. Kitabı çok zaman önce okudum. Yani dün okuyup bugün yazdım aceleciliği yok bu satırlarda… Lafı gevelemeden direk meseleye girmek istiyorum aslında… Tez canlılığımın asıl sebebi de budur.

Kitaptaki hikâye açıklığa kavuşurken zihnimizde oluşan yeni sorular ileriki sayfalarda kâğıda dökülürken yazarın tarafsızlığı da gözünüze çarpıyor. Kısacası Limon Ağacı mahkeme salonlarındaki karar tokmağının ahşap zemine dokunmasına benzeyen bir uyarıyla gözümüzü açıyor adeta ve bizi kendimize getiriyor.

Siyasi hüküm verircesine taraflı bir üslup kullanarak kalem oynatan şahıslara nefret duyuyoruz ama bir yandan da onlarsız edemiyoruz. Onlar yazmayınca, konuşmayınca, tartışmayınca kendimizde bir eksiklik, etrafta bir sessizlik hissediyoruz öyle değil mi?

Zülfü Livaneli geçenlerde katıldığı bir programda; siyasetle iç içe olmak gibi bir fikrim, politikaya herhangi bir eğilimim yok tarzında açıklama yaptı ve aynı ciddiyetle devam etti; beni siyasete zorladılar, politik davranmaya ittiler…

Evet, sanatçılara baskı yapıyoruz. Hem niye bizim gibi davranmıyorsun diye çıkışıyor hem de senin bizden farkın olmalı diyor ve o duygusal canlıları iki arada bir derede bırakıyoruz. Halkın sempatisini suiistimal eden her devrin adamı olup pastadan pay kapma telaşına giren sanatçı bozuntularını bir kenara koyarak söylüyorum bunları. Gerçi toplum denilen o merhametli jüri, sanatçıyı şekillendiren yegâne unsurdur. Ve toplum, kendisini enayi yerine koyanları bir süre sonra unutur dolayısıyla sanatçı geçinenlere anlayacakları dilden ceza vermesini de bilir.

Peki bu işin orta yolu yok mu?

Elbette var…

Ne yazık ki bunun açıklamasını şimdi yapamayacağım. Çünkü o başka ve başlı başına bir konu…

Sandy Tolan, Limon Ağacı isimli kitabı yazmaya başladığında, bana kalırsa üstlendiği yükümlülüğün farkındaydı.

Toplum ona “bizi anlat” demeseydi yazar asla bu yükü omuzlamazdı. İşler yolunda gitmezse aynı toplumdan “niye bizi dinledin” eleştirisi alacağını da zannedersem çok iyi biliyordu.

Yazarı cesaretinden ötürü tebrik ediyorum. Çünkü değindiği konu kolay kolay kimsenin elini taşın altına koyacağı türden bir mesele değil. Limon Ağacı’nda, ülkesinden ihraç edilen Filistinli gençler ve soykırımdan kaçan Yahudi kızlar var. Üstelik Sandy Tolan her şeyi tüm duygusallığıyla kaleme almış.

Öncelikle kitabın siyasi tarafına değinmek lazım…

Tolan, Limon Ağacı’nda güzel bir noktaya değinmiş. Kitap bittiğinde anlıyorsunuz ki zenci ya da beyaz, Yahudi yahut Müslüman, zengin veya fakir hepimiz insanız… Ardından peki öyleyse neyi paylaşamıyoruz diye düşünüyorsunuz. Kitap, sizi bu düşünceye itiyor. Sırf bu nedenden dolayı Limon Ağacı’nı okuyun derim…

Kitapta gözüme çarpan bir diğer önemli ayrıntı ise, yazar politik bir ağızla konuşmaktansa herkesin kendine göre haklı olduğu gerçeğini yazmış ve bence en iyisini yapmış…

Ayrıca kimi politik çıkmazları öyle güzel yorumlamış ki kendimi bir arşiv kütüphanesinde el yazması eser okuyormuşçasına rahat hissettim. Bir de bu kitapta altını çizdiğim ve büyük paranteze aldığım birçok cümle ve paragraf var. İşte bana kendimi güvende hissettiren de kitabın bu özelliğiydi.

Limon Ağacı yayıncılar tarafından bestseller olarak lanse edilse de aslında klasik eser özellikleri taşıdığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Kitabın her zerresi ne denli naifçe işlenmiş bunu çok basit bir gözlemle anlayabiliriz.

Mesela Filistin’de yaşayan halkın ve Yahudi yerleşim bölgesindeki insanların ortak sorunu nedir?

Toprak…

Peki paylaşılamayan bu çorak arazilerde ölen insanların sayısı kaç milyon? Sayı belirtmek imkânsız…

Daha öznel bir soru daha sormak istiyorum; Limon Ağacı’nı okurken gözünüzde yaş biriktiğini fark ettiniz mi?

Cevabın evet ya da hayır olması bir şey değiştirmiyor. Evetse siz bir Filistinli Beşir’siniz. Hayırsa soykırımdan kaçan bir Yahudi… Sonuç olarak sürgündesiniz ve sonuç olarak şimdi oturup Tolstoy’un sualini düşünme vaktidir;

İnsan ne ile yaşar?

Haddim olmayarak cevap vermek istiyorum, insan ‘var’lıkla yaşar. Çünkü yokluğa alerjisi olan tek canlı bizleriz…

Çevrenizde sıkıntıdan saçını başını yolan ya da avucunu çenesine dayayıp kara kara düşünen birileri varsa ona biraz ‘var’lıktan bahsedin. Ve o kişiye bir adet Limon Ağacı armağan edin…

Eminim işe yarayacaktır.

♦ Mürsel Ferhat SAĞLAM