3 Yanlış 1 Doğruyu Götürmeseydi Keşke; Aşk Başka Yerde

23 Ocak 2018
464 Görüntüleme

“Edebiyat en karmaşık labirentlerde yolunu bulmaya benzer” tarzında klişe bir öngörüyle bu yazıya başladım ama bunun öylesine seçilmiş uydurma bir söz olduğunu düşünmeyin. Burada bir bayağılıktan ziyade, az sonra meydana gelecek fikir ve önerilerin artçı sarsıntısı var diyebilirim.

Bu yazının amacı şu an elimde tuttuğum ve Elif Usman’a ait olan “Aşk Başka Yerde” adlı kitaptır. Yayınevi kitabı pazarlarken yazarın diğer önemli görevlerini dile getirmeyi ihmal etmemiş. Evet, Elif Usman, birçok kişinin sıkı takip ettiği “Hanımın Çiftliği” dizisinin senaristlerinden biri.

Aşk Başka Yerde - Elif Usman - Maya Yayınları

İtiraf etmek gerekirse ölesiye takip ettiğimiz nice dizi ve filmlerin sadece kamera önündeki kısmıyla ilgileniyoruz. Arka planda emek harcayan sanat işçilerini hiç birimiz tanımıyoruz.

Bu yazı vesilesiyle göz ardı ettiğimiz o kamera arkası ekipten birini ismen de olsa tanıyacağız. Çünkü bu yazı o ismin yazdığı bir kitap nedeniyle kaleme alındı.

Sanırım onca açıklamadan sonra artık kitaba dönebilirim. Öncelikle kitabın dışını değerlendirecek olursak tasarım için özel bir uğraş verilmiş diyemem fakat yine de kapak güzel olmuş. Hoşuma gitti. Zaten her tasarım girift, çeşitli manalar yüklü ve bol renkli olmak zorunda değil. Bazı kitap kapakları sade olsa da okuyucuya kendini sevdirmeyi becerir. Bu da görsel açıdan öyle bir kapak.

Kitabın kapak görseli ve renk seçimi için detaylı bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Çünkü kitabın içerisinde satır arasına gizlenmiş ve gözden kaçan yanlışlar ve güzellikler var. Ben bunları sunmak için bu yazıyı kaleme aldım. Kapak tasarımıyla ilgili beylik laflar etmek niyetinde değilim.

Başlıyoruz…

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk kısma adını veren başlık “ÖLÜM.” İkinci bölüm ise “AŞK” adını taşıyor. Üçüncü ve son bölüm ise başkahramanın ismiyle aynı; “UMUT”

Tabi ki buraya kadar söyleyeceğim, alkışlayacağım veya eleştireceğim çok fazla bir şey yok. Bunların tamamı yazarın kendi kurgusunun birer parçasıdır. Kurgudaki ana hattın nasıl olması gerektiği kimseyi ilgilendirmez. Bu tip detaylar kitabı yazan şahsın bireysel kararını temsil eder.

İsteseydi yazar bu kitabı onlarca bölüm halinde de yazabilirdi veya hikâyeyi bölümlere ayırmadan da okuyucuya aktarabilirdi. Buna karışmak kimsenin haddine değildir. Bu tip detaylar yazarı bağlar. Okuyucular veya kitap eleştirmenleri kitabın kaç bölümden oluşması gerektiğine dair herhangi bir hüküm veremezler.

Şimdi işimize dönelim ve biçemsel bazı ayrıntılara göz atalım. Aslında paragraf arasına sıkışmış, unutulmuş veya oraya gömülmüş olan ve okuyucunun gözünden kaçması için dua edilen çünkü anlatımı bozan problemleri dile getirmek istiyorum. O halde henüz kitabın ilk sayfasında gözüme çarpanları dile getirerek işe başlayayım.

Mesela bir romanda en hoşlanmadığım şey kurguyu yoran, okumayı engelleyen gereksiz detaylardır. Lafı uzatmak diye tabir edebilen durumun bu kitapta karşıma çıkması beni başta şaşırttı fakat yazarın aynı zamanda senarist olduğunu hatırlayınca bu durumu normal karşıladım.

Bilindiği üzere özellikle dizi senaryolarında senaristler her hafta on binlerce kelime yazmak zorunda kalıyorlar. Bu yüzden bazen süreyi doldurmak adına gereksiz diyaloglar yazıyorlar. Kısacası lafı uzatıyorlar. Kitapta da buna benzer bir duruma rastladım. Hemen belirteyim bu detaycılık değil. Detaycılıkla lafı uzatmak ayrı şeylerdir. Kitapta laf uzatılmış.

Lafı uzatmanın ne sakıncası var diyecek olursanız bu durum her şeyden önce okuyucunun kitaptan soğumasına neden oluyor. O yüzden lafı uzatmak kitap açısından çok tehlikelidir.

Fantastik öğelerin betimlenmesi veya kahramanların, mekânların tasviri için fazla detaycı olmak olağandır. Lakin her an buna başvurmak lafı uzatmak olacağından bu durum okuyucuyu sıkar. Kitapta okuyucuyu sıktığını düşündüğüm cümlelerden ilki sayfa 11’de (yani ilk sayfada) yer alıyor. Şimdi 11. sayfanın 2. paragrafındaki cümleye bir göz atalım:

“… başaramadı. Duvarın kenarındaki sandalyeyi aldı. Üstüne çıktı.”

Aynı sayfanın son cümlesi ise şöyle: “Uyusam, uyansam ve her şey rüyaymış meğer olsa.”

Görüldüğü gibi kitapta anlatım bozukluğu hususunda adeta çığır açılmış. Yine de yorumu okuyucuya bırakıyorum. Zira kitapta değinilecek çok problem var. Bazıları daha dramatik ve okuyucuyu daha çok sıkacak cinsten!

Yazarın senarist yönü kitaba fazlasıyla yansımış. Zira senaryolarda keskin cümleler, arkası olmayan ve izleyiciye yorumlattırılmak istenen replikler olur. Bunlar bir senaryo için önemli olabilir. Birkaç kelimelik aforizmalar ve akılda kalıcı, sloganımsı deyişler bir filmin ya da dizinin tutması için hayati önem taşır. Bunu kabul ediyorum. Fakat bu taktileri kullanarak roman yazarsanız aynı başarıyı sağlayamazsınız. Özellikle birbirine benzer ifadelerin olduğu cümlecikler okuru kitaptan uzaklaştırır. Bunu da yine bir örnekle kanıtlayalım. 13. Sayfayı aralayınca karşınıza şöyle bir cümle çıkacak; “… ancak o an idrak etmişti gerçeği. Uyuyup uyandığında hiçbir şeyin değişmeyeceğini… Babasının bir daha geri dönmeyeceğini… Artık hiç “baba” diyemeyeceğini”

Devrik cümleler bu paragrafı adeta işgal etmiş. Eğer kafiye oluşturulmak istenmişse hatırlatmak isterim ki kafiyenin yeri şiirdir. Böylesi cümleler roman, hikâye okuru için itici olabilir.

Kitapta buna benzer hatalar çokça olduğundan farklı örneklemelerle aynı hataya defalarca değinmek istemiyorum.

Gelelim bir diğer soruna… Yazar nedense kelime haznesini bu kitaba yansıtmamış. Kitabı okursanız göreceksiniz, birçok kısa cümlede ve hatta iki kelimelik söz öbeklerinde dahi aynı anlama gelen kelimeler kullanılmış.

Kitapta göze çarpan, vah denilesi birçok sorun olsa da kitabın güzel tarafları da var. Örneğin bu kitap aslında bir köy romanı. Kitabı bu açıdan güzel buldum ve yazarı bu nedenle takdir ettim. Zira özellikle 2000’li yıllar itibariyle yazarlar pek köy romanı yazmıyor.

Köyde başlayıp büyük şehre taşınan bir hayatı aktarmak bana göre pek kolay bir iş değil. Sorumluluğu ağırdır. Mesela karakterleri köy ağzıyla konuşturmak için bunu kaleme alacak kadar köy ağzı bilmek gerekir. Bu yapılmadığı takdirde o kitabın köy romanı olduğunu okuyucu tam manasıyla algılayamaz. Mesele temas etmekse eğer köy romanı yazan bir yazar karakterleri köy ağzıyla konuşturmadıkça okuyucuya temas edemez.

Köy romanı yazmak özel çaba gerektirir. Konuşma dilindeki ünlemler yazıya geçirilirken normalden daha fazla özenli olmak lazım. Yazar köy romanı yazarken bir sonraki cümleyi anlamlı kılacak ve okuru kitaptan koparmayacak titizlikte olmalıdır.

İlerleyen sayfalarda köy ağzı, İstanbul Türkçesine geçtiği için hikâyeye odaklanmak zor olmuyor fakat girizgâhı yeterince önemsemeyen nice yazar gibi Elif Usman da yazdığı eserde kurguyu köy ağzından şehir ağzına geçirirken birazcık bocalıyor. Lakin yine de hiç fena değil.

Aşk Başka Yerde adlı kitapta gereksiz verilen ayrıntılar ve kâğıdı doldurmak üzere işlenmiş kelimeler kendisini öyle belli ediyor ki onları görmezden gelmek imkânsız. Mesela bir örnek vereyim. Sayfa 49’da şöyle bir cümle var; “O kadar uzun zamandır kimse ona inanmıyordu ki, artık kendisi bile şüphe ediyordu kendinden” 

Her şey ortada…

Daha fazla konuşmaya gerek var mı?

Belki tüm bunlar için editör hatası diyeceksiniz. Evet, aslında ben de öyle düşünüyorum. Yazar öyle ya da böyle kitabı yazıp hazırlar. Bu tarz hataları görmek ve düzeltmek editörün, yayınevinin görevidir. Birçok yayınevinde bir editör ayda 15 – 20 kadar kitap editliyor. Son okuma denilen süreç zaten birçok yayınevinin lügatinde yok. Yapılmıyor. Sonuç itibariyle ortaya böyle bir tablo çıkıyor. Kısacası anlatım bozuklukları, imla ve ifade hataları yazarın olduğu kadar editörün de hatasıdır. Hatta editörün iki kat suçlu olduğunu düşünüyorum.

Eğer kitap, yayınlanmayacak kadar çok hata barındırıyorsa zaten yayınlamayın ama bu gibi üç beş hata söz konusuysa biraz titiz olmak lazım. Bu noktada belirtmek isterim ki kitaptaki hatalardan yazar kadar editörü ve yayınevini de sorumlu tutuyorum. Herkes editör olamaz. Birkaç kitap okuduktan sonra kimse “ben editör oldum” dememelidir. Zaten günümüz edebiyatının en büyük sorunlarından biri de herkesin kendini editör zannetmesi veya editörlerin kendine çok güvenmesidir. İşte hep bu yüzden böyle kitaplarla karşılaşıyoruz.

Yazdıklarım biraz acımasızca gelebilir fakat aslında içimdekileri hafifleterek aktardım. Mesela sayfa 54’te şiir kitabı havasında, tek satırlık cümlelerden oluşan bir paragraf var. Gerçi buna paragraf demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Buna kâğıt doldurma operasyonunun bir örneği desem daha doğru olur.

Toparlamak gerekirse; sanatlı söyleyişlerden tamamıyla uzak, yazmak için yazıldığı çok belli olan ve eşe dosta armağan edilmek üzere kitaplaştırılmış amatör bir roman duruyor masamda… Üzerine fazla düşünmek, kafa yormak ve zaman kaybetmek gereksiz diye düşünüyorum.

Son olarak, beni hayal kırıklığına uğratan bu kitabın bence bir an önce yeni bir editör tarafından değerlendirilmesi ve yeniden basılması gerektiğini düşünüyorum.

İlginizi çekebilir

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi
Etkinlik
67 Paylaş1,749 Görüntülenme
Etkinlik
67 Paylaş1,749 Görüntülenme

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi

Şilep Dergi - 16 Ekim 2018

Branding Türkiye’deki akademisyen ve uzmanlar tarafından özel olarak hazırlanan ve Türkiye’nin seçkin üniversiteleri tarafından sertifikasyonu sağlanan “Dijital Markalaşma Eğitimi |…

Gayrimenkul 2.0: Gayrimenkulde Dijital Pazarlama
Etkinlik
23 Paylaş2,439 Görüntülenme
Etkinlik
23 Paylaş2,439 Görüntülenme

Gayrimenkul 2.0: Gayrimenkulde Dijital Pazarlama

Şilep Dergi - 4 Ekim 2018

Branding Türkiye I Etkinlik, Haliç Üniversitesi’nde (İstanbul) gayrimenkul sektörüne özel “Gayrimenkul 2.0: Gayrimenkulde Dijital Pazarlama” konulu bir etkinlik gerçekleştirecek. Dijital…

Branding Türkiye’den Dijital Markalaşmanın Önemi Etkinliği
Etkinlik
37 Paylaş1,762 Görüntülenme
Etkinlik
37 Paylaş1,762 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Dijital Markalaşmanın Önemi Etkinliği

Şilep Dergi - 4 Ekim 2018

Branding Türkiye I Etkinlik, Ankara’da Genç Girişim Yönetişim Derneği üyelerine özel “Dijital Markalaşmanın Önemi” konulu bir etkinlik gerçekleştirecek. Dijital dünyanın…