Değerleri Suiistimal Ederek Edebiyat Yapmak

24 Aralık 2017
201 Görüntüleme

Türkiye’de suiistimal edilen değerler listesi çıkarılsa bu listeyi okumaya ömür yetmez. Edebiyat yozlaştırılan, suiistimale uğrayan değerlerden sadece biri. Peki Türk edebiyatının yozlaşma sürecini başlatan faktörleri bilmemize rağmen niçin bunlara müdahale etmiyoruz?

Türkiye’de son yıllarda “Mevlana”nın öğretilerini ve hayatını odağına alarak basitçe bir kurgu yapıp içine de bolca özlü söz serpiştirerek kitap yazmak trend halini aldı. Bu durumdan yayınevleri memnun. Yazarlar memnun. Okur zaten memnun. Peki bu durumdan rahatsız olan birileri yok mu?

Edebiyatı akademik anlamda irdeleyen, yaşayan, araştıran, okuyan bilim insanları ve Mevlana’ya samimi bir kalple bağlı olan gönül insanları bu durumdan rahatsız. Ayrıca nitelik skalası yüksek okur da bu durumdan rahatsız. Fakat sistem bu defa Mevlana’yı eline oyuncak etti. Mevlana’yı yazmak bir sektör oldu. Tüketicinin ilgisini çekecek yeni bir suiistimal üretilinceye kadar bu süreç devam edecektir.

Yeni yazarlardan ziyade yıllardan beri kitaplarını okuduğumuz aklı başında, kalemi kuvvetli yazarların bu sektörün bir parçası olması üzüntü verici.

Mevlana romanı yazan veya Mevlana’nın öğretilerini yorumladığını iddia eden bu kişilerden bazısı belki de Mevlana’nın Mesnevi’sini hiç okumamıştır. Fakat katıldıkları TV programlarında Mevlana’nın meşhur birkaç sözünü ezberlemeyi ihmal etmiyorlar.

Böyleleri birkaç kelimeyi yan yana koyup “aşk bir sudur, iç iç kudur” tarzında akla mantığa sığmaz cümlelerden ibaret kitaplar yazarak en kibar tabirle köşeyi dönüyorlar. Kimsenin parasında gözümüz yok. Allah herkese daha çok versin fakat bu şekilde bir stratejiyle yani insanların Mevlana sevgisi suiistimal ederek kazanılan paranın bir hayrı olur mu orası muamma.

Değerleri Suiistimal Ederek Edebiyat Yapmak

Yayıncılar son yıllarda sözde tasavvufi olan bu tip kitaplar basarak iyi bir kazanç sağladıklarını fark edince edebi kaygı güdülerek yazılmış olan nitelikli eserlerin şansı iyice azaldı. Biraz da yayıncıların bu tutumu yazarları Mevlana temalı kitap yazmaya itiyor.

Türk edebiyatının can çekişmesine neden olan bu döngü biraz yumurta – tavuk olayına benziyor. Yazarların penceresinden baktığınızda yayıncıların Mevlana temalı kitaplara önem vermesi, yazarı Mevlana kitabı yazmaya itiyor. Yayınevlerine göreyse yazarlar Mevlana temalı kitap yazmasa yayıncılar Mevlana’ya bu kadar odaklanmaz. Hâsılı bu iş tam bir kısır döngü halini aldı. Türk edebiyatı bu şartlar altında ne kadar ileriye gider merak ediyorum.

Padişah beğensin diye yazılan, halkın anlayacağı dilden uzak hep aynı semboller kullanılarak oluşturulan divan şiirlerinin, Türk edebiyatına çok bir şey katmadığı aşikârdır. Tıpkı bunun gibi bugün Mevlana odağında yazılan romanlar, hikâyeler ve şiirler de Türk edebiyatına bir şey katmıyor. Hatta katmadığı gibi bu tarz işler Türk edebiyatının değerini azaltıyor. Çünkü bu eserler edebiyat, sanat kaygısıyla değil, para ve şöhret için yazılıyor.

Değerleri suiistimal ederek edebiyat yapma geleneğimiz devam ettiği müddetçe Türk edebiyatı yerinde saymaya mahkûmdur.

Yazının manşetinde vermiş olduğum bir soru vardı. Problem bilinmesine rağmen neden müdahale edilmiyor diye sormuştum. Yazı boyunca bu soruya yanıt verdim aslında ama net bir şekilde tekrar belirteyim. Müdahale edilmiyor çünkü bir sektör oldu. Ayrıca herkes halinden memnun.

Toplum olarak duyarsızlık eşiğimizde bir artış var. Artık çok çok büyük olaylar olmadıkça hiçbir şeye yeterince duyarlı değiliz. Edebiyat anlamında da duyarlı olmamızı gerektirecek çok büyük bir olay olmadığı için yani ne bileyim örneğin henüz kitaplar toplatılıp büyük meydanlarda yakılmadığı için şimdilik edebiyattaki bu yozlaşmaya ve kapitalizmin emrine amade olmuş yayıncılık anlayışına ses çıkarmıyoruz.

Umarım bir şeyler tersine döner ve biz tekrar edebi kaygılarla yazılmış kitaplar okuruz. Ben Peyami Safa, Ahmet Rasim, Reşat Nuri okurken aldığım tadı yeni çıkan her kitaptan almak istiyorum. Tek derdim bu…

İlginizi çekebilir

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser
İnceleme
113 Görüntülenme
İnceleme
113 Görüntülenme

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser

Mürsel Ferhat Sağlam - 18 Şubat 2018

Günlük yaşamın telaşı bizleri o kadar esir almış ki bazı değerli kavramlar zihnimizde ve kalbimizde sadece bir kavram olarak duruyor.…

İtalya Günlükleri
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme

İtalya Günlükleri

Sinem KALKAN - 16 Şubat 2018

İtalya’dan Selamlar! Ben Sinem Kalkan. 1990 İsviçre / Uznach doğumluyum. 7 yaşımda ailem Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. İlkokul ve ortaokul…

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
Kitap
155 Görüntülenme
Kitap
155 Görüntülenme

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Hatice BİÇER - 16 Şubat 2018

"Umarım seni benim sevdiğim gibi sever" dedi. Bu gerçek aşka en yakın şeydi. Birini, aşkına karşılık vermediği zaman bile sevmek...…