Hayat Gittikçe Sanatsızlaşıyor

27 Aralık 2017
181 Görüntüleme

Kültür endüstrisi, sanatı gerçek ve gerçeküstü bir tavır içine sokmaya çalıştıkça hayat gittikçe sanatsızlaşıyor. Fakat asıl problem bu değil. Meselenin içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olan bizlerin bu duruma duyarsızlığıdır.

Şöyle düşünün; eskiden, yani fabrikalar seri kıyafet üretimine ve ürünlerini markalaştırma sürecine geçmeden önce, insanlar giysilerini terzilere hazırlatıyordu. Bir terzi standart ölçülerde (S, M, L, XL) kıyafet dikemeyeceği için herkesin bel, boy, bacak ve omuz ölçüsünü alıp buna göre siparişi hazırlardı. Bir terzinin hazırladığı giysinin kalitesiyle, fabrikadan çıkan giysi arasında azımsanmayacak derecede fark vardır. Bunun ilk nedeni emek faktörüdür. Terzi bilir ki kimsenin beden ölçüsü diğerine tam tamına uymaz. Ama fabrika buna bakmaz. Fabrika için standart beden ölçüleri vardır. Buna göre üretim yapar. İnsanlar da almak zorunda kalırlar. Terzilere yüz çevirdikten sonra kendimizi eskisi kadar yakışıklı veya güzel hissetmediğimiz doğrudur. Bu da fabrikasyon üretimin bize attığı kazıklardan biridir…

Bir de fabrika usulü üretime geçmiş olan yazarlar var. Onların ortaya koyduğu eserler bize sanatın eski hazzını veriyor mu? Elbette hayır. Burada klasik – fabrikasyon eser kapışması yapacak değilim ama gerçeği görmek adına bunları dile getirmek zorundaydım.

Fabrikalardan çıkan tişört, kazak, pantolon, etek, ceket, bluz, gömlek, ayakkabı, çorap vs. bizleri tek tip veya belli ölçülere mecbur bıraktı. Daha açık bir ifadeyle bizler fabrikalar yüzünden tek tipleştik. Öte yandan sırf çok satsın diye seri şekilde üretilen, yazılan kitaplar da bizi tek tipleştirmedi mi?

Birden bire ortaya çıkmış olan bir yazar bir kitap yazıyor ve birkaç milyon satıyorsa bence oturup bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Kültür Endüstrisi

Instagram’da 1 milyon takipçisi olan bir çocuğun, mantık dışı cümleleri sanat diye pazarlamasına ses çıkarılmıyorsa ve insanlara gerçek edebiyatın bu olmadığı anlatılamıyorsa bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Twitter’de trend topic olmuş veya Amazon’da çok satanlar listesine girmiş bir kitabın içeriğine bakılmaksızın sırf herkes o kitabı konuşuyor veya o kitabı okuyor diye o kitabı okuyorsak veya konuşuyorsak bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Edebiyat adına hiçbir masraf gerektirmeyen sempozyumların, konferansların sık sık yapılması gerekirken belediyelerin bundan kaçınıp bir şarkıcıya veya türkücüye 100 bin TL harcayıp konser organize etmesini yadırgamıyorsak bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Her yıl düzenli olarak ve bağımsız bir jüri tarafından denetlenecek olan şiir, öykü, roman, deneme yarışmaları düzenlemesi gereken belediyeler buna yüz çeviriyorsa bence bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Kişisel yayıncılık adı altında kitabın tüm masrafını yazara karşılatan fakat buna rağmen kitabı yayınlamaktan aciz dolandırıcı yayınevi sahipleri insanların umutlarını sömürerek zengin oluyorsa bence bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Edebiyat ve sanat dünyasında olup bitene duyarsız edebiyat ve sanat dergileri ardı sıra batıyorsa bence bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor.

Halk, endüstri tarafından verileni tüketmeye programlıdır. Örneğin ilkokuldan üniversiteye kadar öğrenciler, hocaları hangi kitapları önerirse gidip onu satın alıyorlar. Bakın okuyorlar demiyorum. Satın alıyorlar diyorum. Çünkü kitap okuma alışkanlığı kazandırılmamış bir öğrenciye kitap önermek çocuğun harçlığına göz dikmekten başka bir şey değildir. Zira çocuklar, sırf öğretmenin gözüne batmamak için o kitabı satın alıyor. Yani amaç okumak veya araştırmak değil.

Öğretmenin masasında veya odasında kitap görmeyen öğrencilerden kitapları sevmesini bekleyemezsiniz.

Öğretmenler müfredat dışında edebi, tarihi, bilimsel veya sanatsal değeri olan eserleri öğrencilere önermiyorsa, o öğrencilerden iyi bir okuyucu olmasını bekleyemezsiniz.

Edebiyat dergileri birkaç yayıncının emir kulu gibi yayın yapıyorsa ve bir eserin reklamını sanatsal veya bilimsel kaygılarla yapmıyorsa Türk okuyucusundan seçici olmasını bekleyemezsiniz.

Buraya kadar olan kısım problemlerin kaynağının nedenleri üzerine bir değerlendirmeydi. Bundan sonrası için söylenecek pek bir şey yok aslında…

Bilmem fark ediyor musunuz ama hayat gittikçe sanatsızlaşıyor. Acaba sanattan, hayatın ruhunu çekip almış olmalarından mı böyle hissediyoruz? Yoksa dünyada her şey gibi sanatı ve edebiyatı da tek tipleştirmek mi istiyorlar?

Peki biz üzerimize yakışıp yakışmamasına bakmadan standart ölçülerde giysiler almaya mecbur olduğumuz gibi haz veya fayda verip vermemesine bakmadan standartlaşmış, sınırları çizilmiş yani tek tip kitapları okumaya da mecbur olacak mıyız?

Eğer farkındalığımız artarsa mecbur kalmayız.

Belki hepimiz S, M, L, XL bedel kıyafetlere hapsolmuş olabiliriz ama farkındalığımız artarsa; hayatın sanatsızlaşmasına ve sanatın hayatsızlaşmasına katlanmak zorunda kalmayız.   Hiçbir değer taşımayan ve edebiyattan yoksun kitaplara esir olmamak için daha fazla sanat farkındalığına ihtiyacımız var. Ve eğer istersek bunu başarabiliriz.

İlginizi çekebilir

Gazi Üniversitesi’nde Marka Ve Liderlik Zirvesi 18
Etkinlik
63 Paylaş2,954 Görüntülenme
Etkinlik
63 Paylaş2,954 Görüntülenme

Gazi Üniversitesi’nde Marka Ve Liderlik Zirvesi 18

Şilep Dergi - 17 Nisan 2018

Gazi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Topluluğu tarafından organize edilen ve Branding Türkiye’nin resmi medya sponsoru olduğu Marka Ve Liderlik Zirvesi 18,…

Branding Türkiye’den Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2.0 Etkinliği
Etkinlik
30 Paylaş847 Görüntülenme
Etkinlik
30 Paylaş847 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2.0 Etkinliği

Şilep Dergi - 9 Nisan 2018

Branding Türkiye, 21 Nisan'da Ada Enstitü'nün mekan sponsorluğu yapacağı ve kurumsal iletişim uzmanlarına özel olan ücretsiz bir etkinlik gerçekleştirecek. Etkinliğin…

İtalya Günlükleri – 2. Bölüm (AGH Nedir?)
Kültür Sanat
453 Görüntülenme
Kültür Sanat
453 Görüntülenme

İtalya Günlükleri – 2. Bölüm (AGH Nedir?)

Sinem KALKAN - 24 Mart 2018

Merhaba Şilep Dergi  okurları, İtalya Günlükleri yazı dizisine devam ediyoruz. Umarım her şey yolundadır ve gönüller hoştur. Öncelikle bu kadar…