Siyah Kiremitli Popüler Virane; Baraka Üzerine Bir İnceleme

17 Şubat 2018
396 Görüntüleme

Kalemimi gerdim ve nihayet hazırım. Bodoslama dalıp, fakat hedefi kahramanca vurmak niyetindeyim. Zira koşar adım yürüdüğüm şu bol rakipli mecrada ne kadar özgün olabilirsem o denli hatırlanacağımın farkındayım. Sanırım William P. Young’da benim gibi düşünüyor ki bu kitabı yazmış…

BARAKA’dan bahsediyorum.

Baraka’nın hakkını vermek istiyorum. Bu sebeple eseri ince eleyip sık dokuyacağım. Hatta o kadar itinalı olacağım ki sanki akademik alanda kariyer yapma eğilimindeki bir gencin uzmanlığa geçiş tezini okuyormuşçasına… Kurguyu mümkün mertebe yazarın penceresinden izliyor, hangi paragrafa kaç puan versem diye profesyonelce düşünüyorum. Hem de öyle çok düşünüyorum ki, gösterdiğim çaba iyi niyetimin önüne geçiyor.

Baraka - William P. Young

Bilirsiniz kitaplardaki ve filmlerdeki sıra dışı başlangıçlar ile beklenmedik sonlar ne kadar zaman geçse de hafızamızda kalır. Harikuladeliğin para ettiği bir sektörden bahsediyoruz. Aslında hangi işle uğraşıyorsanız uğraşın harikuladelik şarttır.

William P. Young’ın harikuladelik anlayışı Baraka ile zirveye ulaşmış sayılabilir fakat yine de bu yargıda bulunmak için aceleci olmamamız lazım. Kesin bir kanı için öncelikle eseri baştan aşağı incelemek gerekiyor.

Bunu yaparken gündelik hayatın işleyişine zarar vermemeliyiz. Sabah 7’de kalkıp İstanbul trafiğine takılmalıyız mesela ya da Ankara’nın sessiz kalabalığında yok olmayı tercih etmeliyiz her iş çıkışı… Ömrümüz sabah 7 akşam 5 çılgınlığıyla tükendiğini yok sayıp içinde bulunduğumuz durumdan mutluluk duymalıyız. Lakin bu esnada kendimize zaman ayırmayı ihmal etmemeliyiz. Deyim yerindeyse çocuklaşmalıyız ara sıra… Yetişkin birer çocuk olmak üzere her Pazar günü dünyaya gözlerimizi açmalı ve güzel bir kahvaltı için yataktan kalkmalıyız. Ardından kitapevlerini ziyaret etmeliyiz ailecek… Tıpkı filmlerdeki gibi mükemmel bir aile hayatımız olmalı. Yaptığım planın hayalden öteye gitmeyeceğinin farkındayım lakin eğer emir büyük yerden, yani ruhumuzdan geliyorsa bütün bu saydıklarımın gerçekleşme olanağı %100’dür.

Evet, bir paragrafı daha konuyla alakalı biçimde bitirmiş olduk.  Bu sevinçle tekrar Baraka’ya dönmek istiyorum.

Baraka’yla birkaç ay evvel buluştum. Onu satın alıp kütüphaneme katış şeklimden dolayı olsa gerek Baraka’ya beklentilerim bir anda yok oldu.  Şahsen bir kitapsever olarak Baraka’nın namını duyunca ona biran önce kavuşmayı ve içimde palazlanan merakı çarçabuk dindirmeyi istiyordum. Lakin bu arzum elimde olmayan nedenlerle ertelendikçe ertelendi… Araya mesleki duyarlılık nedeniyle okumam gereken bazı akademik kitaplar girince Baraka’ya duyduğum o heyecan ve merak bir anda yok olmuştu. Daha doğrusu Baraka’yı unutmuştum.

Bu arada Baraka’ya olan beklentim neden aniden söndü onu da anlatayım. İlk sebep mesleki yoğunluk nedeniyle kitabı okumakta gecikmiş olmamdı. İkincisi ise Baraka’yı satın aldığım yerde bu kitabın kelepir kitaplar standında duruyor olmasıydı. Meğer Baraka kelepir olmuş da haberimiz yok. İtiraf etmek gerekirse karşılaştığım bu durumu başta yadırgamadım. Bilakis hoşuma gitti. Çünkü kitabın normal fiyatı 17 TL iken yanlış hatırlamıyorsam kelepir rafındaki Baraka’ya 3-5 TL arası bir ücret ödemiştim. Şunu da belirtmek gerekir ki yayıncılık sektöründe kitap ve dergilerin etiket fiyatı belirlenirken içerikle paralel bir ücret söz konusu olmaz. Bilakis eserin dış görünüşüne göre değeri biçilir. Baraka’nın fiyatına gelince, bence ne ucuz ne de pahalı… Aslında bu beni ilgilendirir mi ya da bu yazının konusu kitabın fiyatı mı olmalı diye soracak olursanız, elbette hayır fakat yeri gelmişken belirtmek istedim. Hepsi bu…

Neden kapağa bu kadar taktığıma gelirsek, gösterişe önem veren ve medyatik okuyucu olarak tarif ettiğim o kitle, bana kalırsa Baraka’yı raftan indirip incelememiştir bile… Onlar için asıl olan girdikleri ortamda ellerindeki kitapla ilgi çekmek.

Baraka pek de küçümsenecek bir kitap değil. Dünya çapında yakaladığı net satış miktarı 13 milyonmuş. Ayrıca önceki yazılarımla bu yazıyı birbirinden ayrı değerlendirmenizi istiyorum. Bu sefer lirik başlangıçlar ile realist bir sonuca ulaşmaya çalışmıyorum. Tam tersine bu kez işe tamamıyla realist bakıyorum.

Bu arada Baraka hakkında önemli adamların bazı tespitlerde bulunduğunu kitabın arka kapağındaki tanıtım metninde görebiliyoruz. Mesela bir örnek vereyim. Kısa ve çarpıcı bir metin:

“Baraka, Tanrı hakkındaki görüşünüzü sonsuza dek değiştirecek. (Kathie Lee Gifford, NBC kanalının Today Show programının sunucularından)”

Eğer benden Baraka için destekleyici bir arka kapak metni yazmamı isteselerdi Baraka için şunu söylerdim:

“Klasik misyonerlik faaliyetlerine yeni bir kapı açarak kendi kulvarında“baba”laşmayı becermiş bir eser…”

Şaşırmayın. Bunu gerçekten de söylerdim! Olayı dogmatik öğeler çerçevesinde incelemek istemezdim lakin kitap baştan sona Hıristiyan öğretilerinden yola çıkılarak oluşturulmuş. Ben meseleye istediğim kadar realist bakayım, sonuçta Baraka’nın bağlı olduğu misyon ortada.

Her silahın kendine özgü bir ateşleme sistemi ve özel bir düzeneği vardır. Doğal olarak karşı tarafın da silahı bertaraf edecek bir kalkanı vardır / olmalıdır. Çağımız savaşçıları klasik savaş gereçleri olan kılıç ve kalkan yerine daha etkili bir silah kullanıyor; kalem… Zira subliminal mesajlarla daha çok insana, daha çok topluma zarar verebilirsiniz. Üstelik bunu yaptığınız için kimse sizi tutuklamaz! Subliminal mesajların oluşma ve yayılma sürecinin her aşamasında ise kalem vardır. İşte bu yüzden kalem en etkili silahtır.

Ne yazık ki bizlere dayatılan bazı olmayasıca fikirler, fark edilmesi imkânsız hilelerle bilincimize yerleştiriliyor. İlle velâkin anlatmak istediğim şu, Baraka edebi kaygı taşımaksızın var edilmiş bir “proje”dir. Bana inanmıyor olabilirsiniz ve fazla duygusal davrandığımı düşünebilirsiniz. Bir nevi haklısınız da…  Hatta biraz sonra oluşturacağım cümleden evvel nasıl bir vurgu yapacağımı bilemez haldeyim. Ne yazık ki ünlemiyle iyi ki nidası arasında kararsız kaldım. Hangisi daha uygun olur diye düşünmekteyim.

En iyisi kalem neyler beraberce görelim. Adil olması açısından ben iki farklı girizgâhla tümcemi oluşturacağım. Siz hangisini okumaya değer bulursanız onda karar kılarız. Sanırım böylesi daha iyi. Bazen en iyiyi keşfetmek için tüm taraflara şans vermek gerek.

İlk olarak ne yazık ki diyeceğim.

Ne yazık ki her yazar, bir şiir, hikâye, roman, eleştiri, deneme veya makaleyi kaleme alırken kültüründen kopmadan bunu yapar. Yani o yazar bir Amerikalı ise Amerika kültürüne ait değerleri mutlaka eserlerine koyar. Buna mecburdur. Gerçi ülke bazında kişi kayırmak biraz saçma, ama meseleyi alt başlıklar halinde kıymetlendirmek, bölümlere ayırmak şu an için lükse kaçacağından böyle bir yöntem tercih ettim. Affınıza sığınarak ben ülke ve bölge bazında değerlendirme yapmayı sürdüreceğim.

Gelelim Ortadoğu’ya, Kudüs’e, Mısır’a, Türkiye’ye…  Dedim ya keşke fırsat olsa da sorunu alt başlıklar halinde irdeleyebilsek çünkü sadece Mısır, Türkiye, Kudüs vs. demekle iş bitmiyor.

Neyse devam edelim.

Dikte rejiminin dayatmacılığı altında kalem oynatan kazanç meraklısı yazarlarla, sürgün pahasına görevini ifa eden vatansever yazarlar tabi ki aynı kategoride değerlendirilemezler. İyi polis kötü polis olayına benziyor. Bu sözü yazarlığa uyarlarsak jargonumuza yeni bir deyim kazandırmış oluruz. İyi yazar kötü yazar…

Yukarıdaki durumu özetlemesi açısından öncelikle iyi yazar, kötü yazar denklemini iyi anlamanızı istiyorum. Kim bilir belki bu sayede diğer girizgâha yol açılır. Şimdi ötekine geçme vakti geldi. O halde şimdi “ne yazık ki” faslını bitirip öteki fasla imkân verelim.

İyi ki…

İyi ki olumsuzluklar karşısında yılmadan mücadele eden kahraman adamlar var. Bu sayede nice değer yargıları düzeyli bir platformda medenice konuşulabiliyor. Mesela William P. Young çıkıp Baraka’yı yazabiliyor. Hıristiyanlığın teslis üçlemesini kendince bir dil ve kurguyla ele alıyor ve Afrika’ya İncil götüren katil Papazlardan sonra kansız bir misyonerlik eylemine imzasını atmış oluyor. Peki bu meseleyi masumlaştırıyor mu?

Asla…

Zaten işin içinde zorlama varsa orada masumiyet, samimiyet veya iyi niyet aramak saçmadır.

Evet, şimdi söyleyin bakalım William hangi kalıbın adamı ve onu hangi ünlem doğrultusunda tanımlamalıyız.

Ne yazık ki” mi? yoksa “iyi ki” mi?

O, hangisini hak ediyor.

Seçimi siz yapın ben artık susuyorum.

Sakın ha! Hepsi aynı kapıya çıkıyor diye düşünmeyin. Öyle ki yaşam, önemsemediğimiz ayrıntılar sayesinde devamlılığını sürdürür. Nefes almak bir ayrıntı işidir, görmek, duymak, dokunmak, konuşmak hepsi birer ayrıntıdır öyle değil mi? Öyleyse kitaplar bu ayrıntıların birleşimiyle oluşmuyor mu? Ve pekâlâ nedir bu “Batı yaparsa kabul et, Doğu yaparsa sorgula” mantığı?

Cevabı ben vereyim; çünkü Doğu, kendi dinini bu kadar masallaştırmaz. Çünkü Doğu kültürü, sorgulama hususunda ileri gitmeyeceğine dair Allah’a söz vermiştir. Çünkü Doğu kültürü, saygının doğup geliştiği bir yarım adadır.

Batı, Antik Yunan felsefesiyle arasındaki göbek bağını koparmaya hep korkmuştur. Kilise, sırlarını Vatikan’a gömerken, çok tanrılı uygarlıklar ise yeni dünya –Amerika- keşfedilir keşfedilmez soluğu orada almıştır. Sonuç olarak dünya, son iki yüz yıldır amansızca tükettiği manevi besinleri hazmetmeye uğraşmaktadır.

Baraka’nın sahibi kendini boş bir meydanda at koştururken bulunca gelecek adına kaygı gütmeyi de bırakmıştır. Bu ne anlama geliyor derseniz çok açık konuşmak lazım ki bu, Baraka’nın sönük cümleler ışığında insanları etkilemeye çalıştığı anlamına geliyor.

280 sayfalık bu kitapla, birilerine kapalı zarf usulü müzayede davetinde bulunulmuştur. Bu birilerinin net sayısı 13 milyondur. Kitabın içeriğine çok girmek istemiyorum. “Rüya” gibi bir kurgu veya rüyadan ibaret bir hikâye diyerek basit bir ipucu sanırım şimdilik yeterli olur.

Ben aslında okur yorumlarına değinmek istiyorum. Okur Baraka konusunda genel ikiye ayrılmış durumda…  Bir grup okura göre, kapalı kutu içinde pazarlanan Hıristiyanlığın böylesine açık seçik ve sorgulanırcasına yazılması adeta devrim… Bir grup okur ise kitabın basit bir inanç pazarlamacılığı amacıyla yazıldığı görüşünde…

Fikrimi soracak olursanız hala ne diyeceğimi bilmiyorum… Umarım bize ait kültürel zenginlikler de bir babayiğit tarafından çıkarsızca kurgulanıp dünya okuyucusuna sunulur. Özellikle 5 bin yıllık tarihe sahip Türk kültürü hala tam anlamıyla dünyaya anlatılabilmiş değil. Aynı zamanda 1400 yıldır dünyaya ışık olan İslam kültürü tam manasıyla dünyaya anlatılmış değil. Türk ve İslam kültürü dünyaya anlatılmadığı sürece Hıristiyan Batı, misyonerlik faaliyeti açısından istediği gibi at koşturmaya devam edecektir. Bu gidişata bir dur demeli ve kültür cenginde artık atak yapmalıyız.

Onların Baraka’sı varsa bizim de “…’ız, iz, uz, üz var” diyeceğimiz yüzlerce eserimiz olsun.

Gerek Türk kültürü gerek İslam medeniyeti ve gerekse Türk – İslam sentezi yüzlerce, binlerce konuyu barındırıyor. O halde ne duruyoruz? Artık dünya devletlerinin yeni silahı haline gelen kültür endüstrisinde etkili eleman olmalı ve nitelikli akademik ve edebi kitaplarla dil, kültür, tarih ve medeniyetimize dair detayları dünyaya aktarmalıyız.

O günleri iple çekiyor, bizim yapamadığımızı başardığı için imrentiyle seyrettiğim Baraka oyununun tek perdelik gösterisi sona ermeden gizlice salondan ayrılıyorum.

İlginizi çekebilir

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi

Şilep Dergi - 14 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin alt markası olan Branding Türkiye Etkinlik tarafından Mayıs’ta Via Port’un mekân sponsorluğunda kurumsal iletişim uzmanlarına özel olan ücretsiz…

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi

Şilep Dergi - 7 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin etkinlik odaklı alt markası “Branding Türkiye | Etkinlik” ile “Nişantaşı Üniversitesi” işbirliğiyle organize edilen “Dijital Markalaşma Zirvesi” 11…

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları

Şilep Dergi - 5 Mayıs 2018

21 Nisan 2018'de Branding Türkiye'nin alt markası olan "Branding Türkiye I Etkinlik" tarafından Ada Enstitü'nün mekan sponsorluğunda "Kurumsal İletişim 2.0…