Sözcükler Ağlasaydı, Kirpiler Gülümseyecekti; 1473

23 Ocak 2018
321 Görüntüleme

1473 adını taşıyan ve Bedia Ceylan Güzelce’nin kaleme aldığı kitap, April Yayınevi etiketini taşıyor. Kitabı modern bir fabl olarak değerlendirmek mümkün. Türk Tarihi açısından önemli sayılan bir savaş olan Otlukbeli Savaşı’nı hikâyenin ana konusu yapan kitapta okuyucuyu güzel sürprizler bekliyor 

Kendini aşktan başka neye saplayabildi kirpiler?

Kalem sahiplerinin çoğu zaman yaşadığı bir sorundur, ilk cümlenin hangi çarpıcı sözcüklerden oluşacağı…

Bedia Ceylan Güzelce - 1473

Ben de bazı vakitler bu güçlüğü yaşıyor lakin kurnaz manevralarla direksiyonu –eğer kitap tenkidi söz konuysa- kitaptan bir alıntıya doğru kırıyorum. Böylece üzerine kafa yormam gereken bir paragraflık mesele daha doğuyor. Gözlerini yeni açan tümceleri şefkatle okşayıp, kâğıda dizerken kalemimde mağrur bir tebessüm peyda oluyor ve ben bu kaçınılmaz kibir karşısında elim kolum bağlı şekilde bekliyorum.

Evet, kimine göre tembellik olan bu durum, eğer alelâde baştan savma, sırf yaptım demek amacıyla yapılıyorsa gerçekten de tembelliktir. Yazmak her ne kadar yetenekli kimselerin doğuştan bugüne avucunda tuttuğu bir özellik olsa da mesela Tarık Buğra’ya dönemin dergi patronları tarafından dayatılan her hafta bir hikâye istiyorum zorbalığı ve üstadın bunu yapamayacağını belirtmesine rağmen yine de yapmak zorunda kalması bana şunu hatırlatıyor; bir yazar tükenme korkusunu daima yaşar.

Aslında bir şairin ya da yazarın potansiyelini bilmesi ve yeni şeyler yazmak konusunda kendine bir kota koyması çok akıllıcadır. Aksi takdirde ortaya birbirinin aynı, kıymetsiz, tek kalem ikizi eserler çıkar ki bu da edebiyatımızın üzerine ceviz büyüklüğünde dolu yağması demektir.

1473’e gelecek olursak bu kitap Bedia Ceylan Güzelce’ye ait modern bir fabl örneği olma özelliği taşıyor. Benzeri var mı şuan için net konuşamayacağım lakin şunu belirtmek isterim ki yazar kendisine gereksizce bir kota koymuş. Kendi tabiriyle geciken bir kitap olan 1473, bence okuyucuyu biraz daha yakalayabilmeliydi. Özetlemek gerekirse bardağın büyük çoğunluğu boş kalmış ve dudak payı olarak bırakılan kısım epey abartılmıştır.

Kitabın tarih gibi ciddi bir konuyu barındırması bence önemli. Yavan olup olmaması sorgulanmalı mı yoksa buna hiç gerek yok mu orasını bilmiyorum. En azından bu konuda nötr olmak istiyorum. Fakat yazarın zaten oturaklı bir eser kaygısı taşımadığını hatırlayınca bu ikilemden kurtuluyorum. Bunu asla küçümseme ve alaya alma niyetiyle söylemiyorum, ciddi manada belirtmeliyim ki eser farklılık konusunda önemli bir değere sahip…

Hem zaten buradaki tarih, öğretici olmaktan ziyade kahraman anlatıcının bakış açısı tekniği usulünce kaleme alınmış ve hikâyeyi biraz alt perdeden, yorulmadan yakalamamızı sağlayan bir sistemle yazılmıştır. Böylece bu kitap, tarihi öğretme ve aktarma telakkisi bakımından pek fazla iddialı değil. Zaten yazılma amacının bu olmadığını da kitabı okurken anlıyor insan…

Eseri ana hatlarıyla değerlendirdikten sonra şimdi kitabın dış görüntüsü üzerine kısa bir görüş bildirmek istiyorum.

Öncelikle April Yayınevi’nin tüm kapak tasarımları gibi 1473’ün kapağı da ziyadesiyle takdiri hak etmektedir. Bu kitapta grafikerin gayet sade ama orijinal bir iş çıkardığını belirtmek isterim.

Aslında eleştiri yazılarında bu mevzulara pek girilmese de ben ara sıra kendimi böyle çıkışlar yapmak zorunda hissediyorum. Kitap yazılıp yayıncıya postalandıktan sonra o yayınevinin çatısından çaba dumanı yükselir. Herkesin ayrı bir telaşı ve koşuşturması vardır. Gerçi yüzlerce yayıncının cirit attığı bir piyasadan bahsediyoruz. Sadece para endeksli çalışan kurumların varlığını da unutmamak gerekir. Umarım o tür merdiven altı yayıncılar bir an önce entelektüel zihinlerin eleştiri ve ret baskınına uğrar da ortadan kaybolurlar…

Evet, esere dönecek olursak, kitap 149 sayfadan oluşuyor. Önce bir ithaf ardından üç dört basamaktan oluşan savunma görünümlü bir önsöz ve nihayet konuya giriş…

Olayın havası ve kitabın yazılış amacı açıklanırcasına karakterler şöyle bir genel olarak tanıtılmış. Mesela önce Akkoyunlu Uzun Hasan betimlenmiş. Ondan hemen sonra Fatih Sultan Mehmet kaleme alınmış. Bunların sonrasında ise olayın mevkisi –Otlukbeli- ana detaylarıyla yazılarak bir kurgu havası oluşturulmaya çalışılmış.

Girizgâhın böyle yoğun ama çarçabuk işlenmesi, 149 sayfalık bir kitap için yeter de artar bile… Zira kitabın çatısını oluşturan karakterlerin kendilerini edebi bir dille, daha doğrusu “aşk”ın verdiği haz sayesinde oldukça romantik öğeler kullanarak anlatması, ancak böylesi bir giriş gerektirirdi.

Karakterimizin gözlerini aşk bürümüş olacak ki sevgili aşağı sevgili yukarı, dilinden bu sözcüğü asla düşürmüyor. Ufak tefek, kimseye zararı dokunmayan, sevgiye sadık bir kirpinin hayata tutunması için aşktan daha önemli ne olabilir, öyle değil mi?

Burada kirpi ve diğer hayvanların mantığına yerleştirilen ve onlar tarafından dile getirilmiş düşünce, savaşların gereksizliğidir.

Dünyadaki herkes gibi ben de bu düşünceye katılıyorum. Ayrıca savaş meydanlarının tek sahibi o cengi kazanan kumandan değildir görüşü de kitabın sosyalliğine diğer bir örnektir.

Herkesin mutlu, varlıklı, özgür olma hakkının var olduğu bir dünyaya dair özlem, sevimli bir kurguyla ve tarafsız bir şekilde okuyucuya aktarılmış yahut bu düşünce çaktırmadan dayatılmış… Burada doğru sözcüğün ne olduğuna okuyucu karar vermeli diye düşünüyorum çünkü öznellik taşıyan ve kişiye göre değişen zevkler konusunda beylik laflar etmeyi sevmem…

Daha başta belirttiğim üzere kitabın üslubu çok sakin… Hikâyeyi çabucak yakalamak hiç zor değil. Hatta bir buçuk iki saatte okunup bitirilecek bir eserden bahsediyorum desem yalan olmaz. Ben okurken epey keyif aldım. Kitabı okumaya başlamanızla olayın ne olduğunu ve nereye varacağını anlamanız arasında ince bir çizgi var. Ben bu çizgiye basmak üzereyken 149. Sayfaya çoktan gelmiştim.

Son söz olarak değineceğim özel bir şey yok. Fakat arka kapak yazısında Türk’ün Türk’e, Müslüman’ın Müslüman’a karşı savaştığı bir meydan muharebesinden bahsedilip içeride kirpilerin aşk ve telaş dolu hayatını bulmanızın kaçınılmaz olması, reklam metinlerinin insanın satın alma davranışını ne denli etkilediği konusuna güzel bir örnektir. Okuyanlar bilir veya okuyacaksanız görürsünüz, burada mesele bir savaşı ya da olayı betimlemek değil, bahanesi olan bir fabl yazmakmış. 1473’ün bahanesi de Otlukbeli olmuş. Sonuç olarak sözcükler ağlamadığına göre kirpiler de asla gülümseyemeyecek…

İlginizi çekebilir

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi

Şilep Dergi - 14 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin alt markası olan Branding Türkiye Etkinlik tarafından Mayıs’ta Via Port’un mekân sponsorluğunda kurumsal iletişim uzmanlarına özel olan ücretsiz…

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi

Şilep Dergi - 7 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin etkinlik odaklı alt markası “Branding Türkiye | Etkinlik” ile “Nişantaşı Üniversitesi” işbirliğiyle organize edilen “Dijital Markalaşma Zirvesi” 11…

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları

Şilep Dergi - 5 Mayıs 2018

21 Nisan 2018'de Branding Türkiye'nin alt markası olan "Branding Türkiye I Etkinlik" tarafından Ada Enstitü'nün mekan sponsorluğunda "Kurumsal İletişim 2.0…