Toplumsal Olayların Edebiyata Yansıması

11 Ocak 2018
200 Görüntüleme

Türkiye’de epeydir tartışılan bir şey var, “edebiyat taraf tutmalı mı?” Bu soru etrafında gelişen polemiklerin tarafları, farklı ideolojilere inanan, akademik unvana sahip kişiler olunca problemin çözümüne yönelik bir adım atılması takdir edersiniz ki mümkün olmadı.

Her konuda olduğu gibi bu mesele de toplumsal hafızamızın bir kenarında koskoca bir problem olarak kaldı. Belli dönemlerde, ülkede herhangi bir haber malzemesinin olmadığı o nadir günlerde, bu tip tartışmalar alevlendirilir. Bilhassa haber kanallarında karşımıza çıkan bu tartışmaların sebebi gündemi geçiştirmek veya suni bir gündem oluşturmaktır.

Görünüşte edebiyatı, sanatı önemsiyor gibi tartışsalar da aslında tek dertleri reytingdir. Niyetleri apaçık ortada olduğundan, ekranlarda samimiyetten uzak ve çözüm odaklı olmayan tartışmalar yaşanır. Ciddi ve akademik bir bilinçle edebiyat ve sanatın sorunlarının ele alındığı çok nadirdir.

Bazı kanallarda hafta sonları sanat kaygısı taşıyan vakit öldürmek için hazırlanan programlar yapılır. Lakin bunlar genelde yayın akışı içerisinde ufak boşlukları kapatmak için hazırlandığından konular film şeridi gibi hızlıca konuşulur ve kimse bir şey anlamadan program biter.

Edebiyat, öyle durup dururken sorun çıkaran bir “şey” değildir. Aksine edebiyat sorunların farklı bakış açılarıyla yorumlanmasını sağlayan güzel bir iletişim aracıdır. Evet, edebiyat başlı başına bir iletişim aracıdır diyebiliriz. Zira akla ve kalbe hitap eden bir sanat dalıdır. Dolayısıyla edebiyat, toplumsal olayları yorumlamakta sonuna kadar haklıdır. Daha doğrusu toplumsal olayları süzgeçten geçirmek, toplumu olumlu – olumsuz etkileyen hâdiseleri farklı bakış açılarıyla yorumlamak edebiyatın hakkıdır. Bundan da öte aslında bu iş edebiyatın asli vazifesidir.

Bu ülkede insanlar gerçekten vazifelerini hakkıyla yapıyor mu diye sorsam cevabınız ne olurdu?

Tahmin ediyorum. Ama keşke “hayır” dediğinizi duyabilseydim. Belki buna cevap vermeye tenezzül bile etmediniz. Muhtemelen soruyu görür görmez yüzünüzde sistemin işleyemeyişine karşı alaycı bir ifade oluşacaktır.

İşte o ifade edebiyatın neden toplumsal olaylarla özdeşleşmesi gerektiğinin de açıklaması… Zira edebiyat son 100 yılda çok iyi bir sınav vermiş olsaydı bugün Türk halkının kafasında sisteme, siyasete, sanata, spora, yaşama karşı daha az soru işareti olurdu.

Toplumsal Sorunlar

Edebiyat; her şeyden önce 5000 yıllık tarihe sahip bu milletin tarihini anlatmakta yetersiz kaldı.

Edebiyat; her şey bitti derken küllerinden yeniden doğan bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferi anlatmayı beceremedi.

Edebiyat; ne Attila’yı ne Sultan Alp Arslan’ı, ne Fatih Sultan Mehmed’i ne Atatürk’ü anlatabildi. Bu millete hizmet etmiş tarihi kişilikler ders kitaplarına sıkışıp kaldı.

Edebiyat; Göktürk Devleti’ni, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu, Osmanlı İmparatorluğu’nu anlatmayı becerebilseydi bugün bazı insanlar Türkiye Cumhuriyeti’ni yüceltmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu yerin dibine sokmaya çalışmayacaktı.

Edebiyat; 1960’ı konuşmaya, yazmaya cesaret etseydi bu ülke her 10 yılda bir darbeye mahkûm olmayacaktı.

Edebiyat; bu topraklara dair meseleler üzerine kafa yormak yerine öylesine bir konuda kitap yazıp zengin olmaya çalışan kişilerin şahsi zevklerine malzeme oldu.

Türk edebiyatı, Türkiye’nin toplumsal olaylarını anlamak ve anlatmak yerine genelde bunların üzerini örtmek için kullanılıyor. Oysa Milli Mücadele ve sonrasında yazılan romanların, o döneme ışık tutması açısından önemi büyüktür. Az önce edebiyat genelinde biraz serzenişte bulunsam da şöyle bir düşününce, Türk edebiyatı 100 yıl önce, topluma yakınlık hususunda bugünkünden daha iyi durumdaymış diyor insan…

Bugün paçalarımıza kadar siyasete batmışken edebiyatın siyaset eksenli hareket etmesine şaşırmıyorum. Lakin yine de bu toprakların problemi her geçen gün artarken, edebiyatımızın bunlara sırt çevirmesini bir türlü anlamıyorum.

Edebiyatçılar, şairler, romancılar ve öykü yazarları Türkiye’nin toplumsal sorunlarını kurgulayarak yeniden yorumlamadığı müddetçe bu topraklarda problemler hiç bitmeyecek. Bu işin cesaret istediğini ben de biliyorum. Hem zaten edebiyat yapmak biraz da cesaret işi değil midir?

Korkak insan ne şair olur ne de romancı… Sanatın hamurunda korkaklık yoktur. Toplumlar, cesur sanatçıları ölümsüzleştirir. Belki suya sabuna dokunmadan yazdığınız kitaplar sayesinde milyonlarca lira kazanırsınız ama cenazenize gelecek 100 kişi olmaz. O yüzden kalıcı olmak kaygısı edebiyatçılar toplumu üzen, toplumu mutlu eden, toplumu korkutan, topluma cesaret veren vakaları işlemekten geri durmamalıdırlar.

Her ne kadar suistimale açık bir alan olsa da halk gerçek edebiyatın farkına varacak kadar akıllıdır. Sırf yapmak için yapılmış olan işler toplumun süzgecinden geçmez. Geçmiş gibi gözükür ama asla geçmez…

İlginizi çekebilir

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser
İnceleme
113 Görüntülenme
İnceleme
113 Görüntülenme

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser

Mürsel Ferhat Sağlam - 18 Şubat 2018

Günlük yaşamın telaşı bizleri o kadar esir almış ki bazı değerli kavramlar zihnimizde ve kalbimizde sadece bir kavram olarak duruyor.…

İtalya Günlükleri
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme

İtalya Günlükleri

Sinem KALKAN - 16 Şubat 2018

İtalya’dan Selamlar! Ben Sinem Kalkan. 1990 İsviçre / Uznach doğumluyum. 7 yaşımda ailem Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. İlkokul ve ortaokul…

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
Kitap
155 Görüntülenme
Kitap
155 Görüntülenme

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Hatice BİÇER - 16 Şubat 2018

"Umarım seni benim sevdiğim gibi sever" dedi. Bu gerçek aşka en yakın şeydi. Birini, aşkına karşılık vermediği zaman bile sevmek...…