Türk Dizilerinin Dünyaya Açılması Sevindirici Mi?

8 Mart 2018
376 Görüntüleme

Son yıllarda Türk dizileriyle ilgili pek alışık olmadığımız bir PR kampanyası yürütüldüğünün farkında mısınız? Bu durum benim dikkatimi çekti. Belki de mesleki farkındalık veya algıda seçicilik nedeniyledir.

Aslında birkaç manşeti buraya hatırladığım kadarıyla yazsam Türk dizileriyle ilgili yapılan PR’ı gözlere önüne sermiş olurum.

“Türk dizileri Orta Doğu ülkelerinde izleniyor.”

“Türkiye dünyaya dizi ihraç ediyor.”

“Türk dizileri dünyada izlenme rekorları kırıyor.”

Belki kelimesi kelimesine aktaramamış olabilirim ama anlam itibariyle son yıllarda bunlara benzer manşetleri sık sık görüyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, ne Türk dizilerinin yurtdışına açılmış olmasını ne de Türkiye’nin dizi ihraç ederek kazanç sağlamasını eleştirmiyorum. Niye eleştireyim ki? Bence bu harika! Düşünsenize Türk kültürünü, Türk tarihini, Türkiye’yi, İstanbul’u, geleneklerimizi, mimarimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, Anadolu’yu, köylerimizi, yöresel tatları, inancımızı kısacası bize dair ne varsa bu diziler sayesinde hiçbir ücret ödemeden hatta üstüne para alarak tüm dünyaya tanıtıyoruz.

Konuşması güzel ama gerçekten de durum öyle mi acaba? Yani sahiden kültürümüzü bu dizilere iyi bir şekilde yerleştirebiliyor muyuz? Acaba kendimizi mi kandırıyoruz?

Herhangi bir Türk dizisini baz alarak düşünürsek hangisi Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk yaşayışını, Türk edebiyatını, Türk mutfağını, şehirlerimizi, köylerimizi tam manasıyla yansıtıyor?

Türk dizileri

Siz hali hazırda yayında olan veya Türkiye’de final yapmış ama dünyanın farklı ülkelerinde gösterimi süren Türk dizilerine baktığınızda kültürümüze dair mesajlar alıyor musunuz?

Bildiğiniz üzere Türk dizileri genellikle Kore ve Amerika dizilerinden uyarlanarak yapılıyor. Konu ve hikâye ihraç ederek milli bir proje ortaya çıkarmak takdir edersiniz ki pek mümkün değildir. Oysa film ve dizi sektörü için Türk tarihi, Türk toplumu ve Türk kültürü birçok konu ve hikâye barındırıyor. Lakin senaristler bunu görmezden geliyor. Gerçi bizim toplumun ortak karakteridir bu. Yanı başındakini gözü görmez. Dışarıdakinden gözünü alamaz.

Bir önceki kısımda bir soru sormuştum. Şimdi yine bir sorum var. Sizce Türk dizileri sıradan veya taklitçi olmanın ötesine geçebilmiş mi ki biz “Türkiye dizi ihraç ediyor” diye seviniyoruz?

Genç nüfus oranı fazla olan bir ülkede gençlerin kendi ülkesinin dizilerini takip etmemesi bence o ülkenin dizi sektörü için oturup düşünülmesi gereken bir meseledir. O ülke dediğim yer tam da burası!

Türkiye’den bahsediyorum. Zira Türkiye’de bizler, gençler Türkiye’deki dizileri pek takip etmiyor veya izleyecek bir şey bulamadığı için öylesine takip ediyor. Yani herhangi bir tutkusu yok.

Türkiye’de özellikle akademik kültürü içselleştirmiş genç nüfus sanatta nitelik arıyor. Şunu kabul edelim ki şimdinin gençleri bir önceki jenerasyona göre biraz daha seçici davranıyor. Dışarıdan öyle gözükmeyebilir ama işin matematiğine indiğinizde yani sosyal medya ve diğer parametreler baz alındığında ortaya dökülen istatistikler Türk dizilerinin gençleri yakalayamadığını gösteriyor. Birkaç dizi diğerlerine nazaran elbet öne çıkıyor olabilir ama genele vurduğumuzda dizi sektörü açısından durum pek iç açıcı değil.

Gençler yerli dizilerden hoşlanmıyor çünkü yerli diziler birbirinin kopyası içerikler sunuyor. Ayrıca sırf yayın saatini doldurmak için çekilmiş saçma sahnelere maruz kalmak izleyiciyi ciddi manada boğuyor.

Gençleri yakalamak isteyen bir dizi yapımcısı veya yönetmen dizideki bir karaktere 3 – 4 dakika boyunca aynı salonda volta attırmamalı. Evet yönetmenin doldurması gereken bir süre var ama her hafta sinema filmi uzunluğunda dizi çekmek en başta sektöre emek veren insanları yıpratıyor.

Bunlar tüm diziler için geçerli değil elbette. Farklılaşabilmiş olanlar var. Mükemmel kurguya sahip, teknik açıdan son teknolojiyi kullanan, hikâyesi ve diyaloglarıyla “diğerleri” arasından sıyrılabilmiş dizilerle, sırf yayın saatini doldurmak için çekilen diziler kesinlikle aynı şekilde değerlendirilemez.

Örneğin TRT’deki birçok dizi Türk aile yaşamını, Türk kültürünü ve Türk tarihini -bir nebze- yansıtıyor fakat bu da bence tam anlamıyla dizi ihraç ediyoruz diye sevinmemize yetecek düzeyde değil.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hiç vakit kaybetmeden bir dizi yönetmeliği hazırlaması gerekiyor. Bu yönetmelikte maddi ve manevi destekler ve bu desteklerin hangi şartlar altında geçerli olduğu belirtilmelidir. Mesela Türk ailesini, Türk kültürünü ve Türk tarihini gerçek anlamda yansıtan bir nevi kültürümüzün ve sosyal hayatımızın PR’ını yapan dizilere ekstra destek verilmelidir. Böylece daha nitelikli, sanatsal değeri olan ve turizme katkısı olacak dizi projeleri ortaya çıkacaktır.

Dünya değişiyor. Artık bilgi ve kültür aracılığıyla ülkeleri ve toplumları etkileme devrindeyiz. O halde Türk dizilerinin yurt dışına açılması bizleri gururlandırmalıdır. Ben şahsen çok mutluyum ve gururluyum. Tek endişem birçok dizinin Türk kültürünü yanlış tanıtıyor olmasıdır.

İnsanlar ilk duydukları, ilk gördükleri veya ilk tattıkları şeyleri asla unutmazlar. Türk dizileri son yıllarda ilk kez dünyanın farklı ülkelerinde yayına giriyor ve bunlar ilk olma özelliği taşıdıkları için sorumlulukları bir hayli büyük.

Açıkçası bu yazıyı yazma nedenim yapımcılara bu sorumluluklarını anımsatmaktı. Zengin bir tarihe sahip bir millet olarak filmi yapılacak, dizisi çekilecek veya romanı yazılacak çok karakterimiz ve çok olayımız var. Gelin bunları tarihe ve kültüre bağlı kalarak hayata geçirin. Böylece hem yerli izleyiciyi yakalamış olursunuz hem de dizinin satıldığı ülkede Türkiye’nin daha iyi tanıtılmasına katkı sağlarsınız.

Son olarak belirtmek istediğim bir şey var. Dizilerin İstanbul dışında, Türkiye’nin farklı şehirlerinde çekilmesinin vakti geldi de geçiyor. İzmir, Ankara veya birkaç Akdeniz şehri dışında Türkiye’nin dizi çekilecek daha birçok güzel şehri var ve bu şehirler marka olmaya müsait altyapıdalar. Dolayısıyla yapımcılar farklı şehirlerde proje üretmeye odaklanmalı ve devlet bu tarz yapımları ekstra desteklemelidir. Böylece herhangi bir ülkeye ihraç edilen bir dizinin geçtiği şehir turizm açısından ihya olur bu da hem millete hem de ülkeye maddi ve manevi yarar sağlar.

Güzel projeleri birkaç şehre sıkıştırmak yerine ülkenin her yerine yaymak, işte asıl maharet bu!

Yapımcılara buradan sesleniyorum. Marka şehir olgusu bu denli popülerken, şehirler marka olmak için alternatif PR stratejilerine yönelirken bunu değerlendirin. Anadolu’da birçok şehir dizi çekilmeye müsait güzellikte. Neden bunu değerlendirmiyorsunuz? Eğer seçtiğiniz oyuncular İstanbul dışında çalışmak istemiyorlarsa siz de ona göre cast seçimi yapın. Kısacası istendikten sonra her şey mümkündür. Yeter ki memlekete fayda sağlamayı gönülden isteyin. Tüm kapılar açılır.

İlginizi çekebilir

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme
Etkinlik
26 Paylaş1,331 Görüntülenme

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi

Şilep Dergi - 14 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin alt markası olan Branding Türkiye Etkinlik tarafından Mayıs’ta Via Port’un mekân sponsorluğunda kurumsal iletişim uzmanlarına özel olan ücretsiz…

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme
Etkinlik
59 Paylaş3,635 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi

Şilep Dergi - 7 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin etkinlik odaklı alt markası “Branding Türkiye | Etkinlik” ile “Nişantaşı Üniversitesi” işbirliğiyle organize edilen “Dijital Markalaşma Zirvesi” 11…

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme
Etkinlik
68 Paylaş2,855 Görüntülenme

Kurumsal İletişim 2.0 Eğitimi Etkinlik Notları

Şilep Dergi - 5 Mayıs 2018

21 Nisan 2018'de Branding Türkiye'nin alt markası olan "Branding Türkiye I Etkinlik" tarafından Ada Enstitü'nün mekan sponsorluğunda "Kurumsal İletişim 2.0…