Türk Edebiyatı Tarihi Neden Yazılmıyor?

9 Aralık 2017
413 Görüntüleme

Türk edebiyatı ve yayıncılık tarihi; Tanzimat ile başlayan ve 2000 yılına dek süren bir gelenek ile 2000’lerde başlayan ve nereye kadar devam edeceği henüz kestirilemeyen postmodern tavır arasında değerlendirmeye tutulmaktadır.

Her ne kadar Türk edebiyat tarihini belli bir oranda değerlendireceğim gibi gözükse de Türk edebiyat tarihinin incelenmesi derinlik gerektiren ve zor bir iştir. Buna karşın bu makalede böyle bir niyetimin olmadığını da baştan belirtmek isterim. Bu makale Türk edebiyat tarihinin incelenmesinden ziyade incelenmemesinin nedenleri üzerine bir değerlendirme ya da inceleme olarak algılanmalıdır.

Batı edebiyatı veya Batı edebiyat tarihi ile Türk edebiyatı veya Türk edebiyat tarihi karşılaştırıldığında arada hatırı sayılı bir fark olduğu görülür. Bu farkın nedenleri sorgulanırsa Türklerin yazıyı önemsemediği çağlara kadar gitmek gerekir fakat Tanzimat itibariyle ele alınacak olursa Türk edebiyatı, 1800’lerin sonlarında yeni bir yola girerek, diğer bir ifadeyle Batı tarzı edebiyata yöneldiği andan itibaren, edebi tür bakımından geniş bir yelpazede eser üretimine odaklandı. Lakin bu defa da üretilen eserlerin tasnifiyle ilgili sıkıntılar doğdu.

Bu arada belirtmekte yarar var Türkiye’de benimsenen bu yeni tarz yalnızca edebiyat anlamında olmamıştır. Aynı zamanda Batılı anlamda gazeteciliğin yaygınlaşması ve gazete – edebiyat ilişkisi anlamında da Türk modernleşme tarihinde 1800’lü yılların büyük önemi vardır.

Edebiyat tarihi

Örneğin bizde ilk Türkçe gazete, ismi II. Mahmud tarafından konmuş olan Takvim-i Vakayi’dir. 1 Kasım 1831’de yayınlanmaya başlayan ve haftalık olması planlanan bu gazete ilk 8 yılda 31 sayı kadar çıkmıştır ve resmî bir yayın organı olma özelliği taşır. Bugünkü Resmî Gazete, Takvim-i Vakayi’nin devamıdır. Takvim-i Vakayi’nin devletin güdümünde olması ve resmî meseleler hakkında yayın yapması sebebiyle gazetede doğal olarak edebiyata hiç yer verilmemiştir.[1]

Edebiyatın Türk basınında yer bulmaya başlaması 1 Ağustos 1840’ta İngiliz tüccar William Churchill’in imtiyaz sahibi olduğu ve 10 günde bir yayınlanan fakat daha sonra haftalık yayınlanmaya başlayan Ceride-i Havadis ile olmuştur. Edebiyat odaklı makaleler bu gazetede yer bulduğu gibi daha sonraları Ceride-i Havadis, yazar ve şairlerin toplantı yeri olmaya başlamıştır. Gazetede edebiyatla ilgili makalelere yer verilmesinin yanı sıra farklı bir sanat dalına daha yer verilmiştir. 1842’de ülkede başlayan tiyatro ilgisinin bir sonucu olarak gazetede bazı piyesler de yer bulmuştur.[2]

Konumuza dönecek olursak edebiyattaki tüm bu modernleşmeye rağmen yine de Türk edebiyat tarihini Tanzimat itibariyle bile incelemenin zorlukları vardır.

Hem zaten bunun Tanzimat, Tanzimat öncesi ya da Tanzimat sonrası ile herhangi bir ilgilisi yoktur. Zira her edebi eser belirli bir dönemde ortaya çıkar. Edebi eserin incelenmesi de yayınlandığı devir göz önünde tutularak yapılmalıdır. Bu yüzden Tanzimat bir başlangıç noktası sayılsa da 1890’daki edebiyat ve gazetecilik anlayışıyla 1900’deki anlayışın bile bir olmadığını da göz önünde tutmak gerekiyor.

10 yıllık süreç bile tarihsel açıdan kısa bir dönem olarak gözükse de bazı çağlarda 1 yılın bile önemi vardır. Dolayısıyla bir dönemi ya da yılı ele alırken o devrin siyasi, ekonomik, dini ve sosyal şartlarının göz önünde tutulması gerekiyor.

Bir edebiyat tarihçisi işte bu ve benzeri faktörleri göz önünde tutmadan edebiyat tarihi incelemesi yapamaz. Zira az önce belirttiğim gibi edebiyat tarihi araştırması ya da incelemesi yapılırken yalnızca devrin tahlilinin iyi yapılması yetmez. Edebiyat tarihçisi, tüm bunlara ek olarak bir de yazar ile eser arasındaki özel ilişkiyi de göz önünde tutmakla mükelleftir.[3] Bunun içinse yazarın mizacından, dünya görüşüne kadar yazar tarafından önemsenen, takip edilen ve yazarın kalemini şekillendiren manevi ve maddi öğeler dikkate alınmalıdır.

Yard. Doç. Dr. Nuri Sağlam bu konuda özet niteliğinde bir tespitte bulunmak üzere “Medeniyet Tarihimizin En Girift Labirenti: Türk Edebiyatı Tarihi” başlıklı makalesinde meseleyi kısaca değerlendiriyor.

Nuri Sağlam, makalesinde “Mükemmel Bir Türk Edebiyatı Tarihi Nasıl Yazılabilir?” sorusundan yola çıkarak yaptığı değerlendirmede öncelikle edebiyat tarihçisi ve yazarların büyük bir kısmının Türk edebiyat tarihi yazmanın zorluğu konusunda hemfikir olduklarını belirtiyor. Nuri Sağlam, bu yazarlar arasında; Agâh Sırrı Levend, Mehmet Kaplan, Faruk Kadri Timurtaş, Ali Nihad Tarlan, Muhsin Ziya, Ömer Faruk Akün gibi edebiyat tarihçisi ve yazarların olduğunu ve Türk edebiyatı tarihiyle ilgilenen bu kişilerin yazdıkları makalelerde bu ortak paydada birleştiklerini belirtmiştir.[4]

Bu makalede öne sürülen ve Türk edebiyatı tarihiyle ilgilenen yazarların ortak dil kullanmışçasına bahsettikleri zorluklar; kütüphanelerin katalog yönünden eksik oluşu, gazete ve dergi koleksiyonlarının tamamına ulaşmanın zorluğu, arşiv belgelerinin açılmayışı, edebiyat tarihi yazımında ihtiyaç duyulacak biyografi ve mogonrafi çalışmalarının azlığı ve / veya elde olanların da yetersiz oluşu, metot meselesi, edebiyat tarihinin büyük şahsiyetlere münhasır bir alan olmadığı, geniş bir inceleme, araştırma ve tahlil faaliyetini gerektirdiği, sosyoloji, psikoloji, felsefe, estetik gibi disiplinlerdeki gelişmelerden de faydalanmak şeklinde özetlenebilir.[5]

Buradan da anlaşıldığı üzere edebiyatı ve medeniyeti oluşturan öğelerin iç içe olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Fransız edebiyat tarihçisi Gustave Lanson tarafından “edebiyat tarihi medeniyet tarihinin bir kısmıdır” sözü de aslında tüm bunları özetlemektedir. Hatta bu görüşü benimseyenler arasında Fuad Köprülü de bulunmaktadır. Diğer yandan Türk edebiyatı tarihçisi Agâh Sırrı Levend’in bu görüşü benimser nitelikteki Türk edebiyatı tarihçiliğine dair geliştirdiği metot[6] genelde edebiyat tarihçiliğini özelde ise Türk edebiyatı tarihçiliğini değerlendirme yöntemlerini ortaya koymaktadır.

Sonuç itibariyle konuya ilişkin akademik değerlendirmeler göz önüne alındığında Türk edebiyat tarihinin tek kişi tarafından topyekûn incelenmesinin kesinlikle mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Zira Türk edebiyat tarihinin sadece şiire odaklanılarak incelenmesi bile büyük bir sorumluluk ve kapsamlı bir çalışmayı gerektirmektedir.

Şiir, Türk edebiyatında sözlü edebiyat kültürünün de vazgeçilmez bir öğesi olduğu için yek seferde ya da birkaç şairle / ozanla sınırlandırarak değerlendirilmesi bir hayli zordur. Asırlar boyu devam eden bir kültürün tek araştırmacı tarafından belli sınırlar çizilerek bir bütün olarak ele alınması metodolojik olarak düşünüldüğünde imkân dâhilinde değildir.

Meselenin zorluğunun anlaşılması için henüz 19. yüzyılda, Tanzimat ile birlikte edebiyatımızın çatısı altına giren romanın, dönem bazlı veya alt kategorileri bakımından tahlilinin dahi tam anlamıyla yapılmamış olduğu hatırlanmalıdır.

Türk edebiyat tarihçiliği konusunda dönem dönem, tür ve yazar odaklı çalışmalar yapmak akademisyenlerin sorumluluk alanına girmektedir. Fakat tek yükümlülük araştırmacılarda değildir.

Türk edebiyat tarihçiliğinin ilerlemesi akademisyenlerce denetlenen edebiyat dergilerinin de sorumluluk alanına girmektedir. Daha doğrusu edebiyat dergileri bu sorumluluğu almalıdır. Ancak böylesi geniş katılımlı ve profesyonel bir mesaiyle Türk edebiyat tarihinin tahlili yapılabilir.

KAYNAKÇA

[1] Selçuk ÇIKLA, Türkbilig, “Tanzimat’tan Günümüze Gazete – Edebiyat İlişkisi, C: 18, Ankara 2009, s. 36

[2] ÇIKLA, a.g.m., s. 36

[3] Salih OKUMUŞ, İdris ŞAHİN, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, “Tanzimat’tan Günümüze Edebiyat

Tarihi Yazarlığı ve Edebiyat Tarihleri Üzerine Bir İnceleme”, C: 3, S: 14, Güz 2010, s. 399 

[4] Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C: 4, S: 7, İstanbul 2006, s. 19

[5] Okumuş, Şahin, a.g.m., s. 399

[6] İsmail Alper KUMSAR, Gazi Türkiyat, “Agâh Sırrı Levend’in Edebiyat Tarihçiliğinde Teori ve Uygulama”,C: 12 / Bahar,  Ankara 2013, s. 93

İlginizi çekebilir

Sandwichzade Kurumsal Portföyünü Genişletmek İstiyor
Sponsorlu İçerik
63 Paylaş1,446 Görüntülenme
Sponsorlu İçerik
63 Paylaş1,446 Görüntülenme

Sandwichzade Kurumsal Portföyünü Genişletmek İstiyor

Şilep Dergi - 23 Haziran 2018

2013 yılında İstanbul’da kurulan Sandwichzade, “Sağlıklı Pratik Lezzetler” sloganıyla büyümesini sürdürüyor. Kamu ve özel sektörde birçok kuruma hizmet veren Sandwichzade,…

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi
Etkinlik
26 Paylaş1,358 Görüntülenme
Etkinlik
26 Paylaş1,358 Görüntülenme

Kurumsal İletişimcilere Özel Kurumsal İletişim 2 Eğitimi

Şilep Dergi - 14 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin alt markası olan Branding Türkiye Etkinlik tarafından Mayıs’ta Via Port’un mekân sponsorluğunda kurumsal iletişim uzmanlarına özel olan ücretsiz…

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi
Etkinlik
59 Paylaş3,669 Görüntülenme
Etkinlik
59 Paylaş3,669 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Nişantaşı Üniversitesi’nde Dijital Markalaşma Zirvesi

Şilep Dergi - 7 Mayıs 2018

Branding Türkiye’nin etkinlik odaklı alt markası “Branding Türkiye | Etkinlik” ile “Nişantaşı Üniversitesi” işbirliğiyle organize edilen “Dijital Markalaşma Zirvesi” 11…