Türk Edebiyatının Dönüm Noktası

8 Mart 2018
301 Görüntüleme

Hayatımızda bazı dönüm noktaları vardır. Bir durum, olay veya kişi hayatımızı baştan aşağı değiştirebilir. İlk anda o durum, olay veya kişinin bizim için dönüm noktası olduğunu anlamayız. Fakat üzerinden zaman geçince perde arkasındaki gerçeği görürüz. Bir nevi farkındalık kazanırız.

Üniversitede bir hocamın sık sık dile getirdiği çok güzel bir uyarı vardı. Bir konu hakkında karar vermeden önce “bu fikrin üzerine uyu” derdi. Aslında bunun Batı’da bir deyim hatta alışkanlık olduğunu ve orada insanların önemli bir karar almadan evvel alacakları karar hakkında düşünmeye fırsat bulmak için en azından bir gün / gece kendilerine fırsat tanırlarmış.

Bu nasihat her zaman aklımın bir köşesindedir. Ne zaman herhangi bir konu hakkında önemli bir karar alacak olsam hocamın bu lafını hatırlarım. Yani alacağım kararın üzerine uyurum, diğer bir deyişle meselenin demlenmesini beklerim.

Yazarlık bu nasihatin her daim uygulanacağı bir süreçtir. Zira bir yazar, yazmaya karar verdiği konu hakkında kendine biraz fırsat vermelidir. Yani konunun üzerine uyumalıdır. Lakin sadece bununla kalmamalıdır. Konuyu içselleştirdikten sonra bu kez de karakterlerin olgunlaşmasını beklemelidir. Bu da tamamsa sırada kurgunun demlenme süreci vardır.

İster şiir, ister öykü, ister roman yazıyor olsun; bir yazar kurguyu iyi yapmadıysa okuyucuyu yakalayamaz. Tüm iyi kurgulanmış eserler geniş okuyucu kitlesine ulaşıyor mu diye merak edenler olacaktır fakat zaten kast ettiğim şey yüz binlerce veya milyonlarca okura ulaşmak değil, ulaşılan tek bir okuyucuyu etkileyebilmektir.

Türkiye’de yayıncılar genelde 50 ile 100 bin civarı satış rakamına ulaşan yazarlardan fabrikasyon üretim yapmasını beklerler.

Hatta kitabı 50 bin adet satmış bir yazar bir başka yayınevine transfer olabilmektedir. Yayıncılık sektöründe yazarların bir yayınevinden ötekine transfer olduğunu bilmeyenler vardır. Fakat az da olsa böyle vakalar yaşanmaktadır. Üstelik bir yazar için iyi sayılabilecek ücretlere ve imkânlarla bu transferler gerçekleşir.

Türk Edebiyatının Dönüm Noktası

Batı’da ise bestseller olmuş ve dünya genelinde 10 milyon satış rakamına ulaşmış kitapların veya yazarların fabrika usulü eser yazdığını hiç duymadım. Birçok bestseller okudum. Ortalamaya vurduğunuzda ilk kitabının ardından yenisini yazan yazar sayısı oldukça az. Ciddi anlamda eser üreten yazar sayısı ise yok gibi bir şey…

Peki Türkiye’de yayıncılar neden merdiven altı iş yapmaya bu denli meraklı?

Aslında bu soru ciddi bir akademik makale olabilir zira Türkiye’de yayıncılık, Türkiye’deki diğer sektörler gibi yeryüzünü takip etmekte zorlanıyor. Sanat, özünde üretmeyi barındırır lakin Türkiye’de sanatın üretmek gibi bir kaygısı yok.

Çünkü Türkiye’de devlet sanatçıyı, yazarı desteklemek üzere kitabın ilk baskısının tamamını satın alıp ülkedeki kütüphanelere üleştirmiyor. Buraya bir parantez açarak Türkiye’de bu sistemin işlemeyeceğini söylemek istiyorum. Bunun nedenlerini başka bir makalemde anlatmıştım. O yüzden şimdi bu meseleyi deşmeyeceğim. Ama düşüncem bu yönde. Yani devlet, her yazarın ilk baskısının tamamını satın alamaz. Almamalıdır. Bu sistem Türkiye gibi bir ülkede suiistimale çok açıktır.

Her ne kadar çeşitli ortamlarda şair ve yazarlar tarafından bu durum sık sık dile getiriliyor ve devletin yazara sahip çıkmadığı olgusunda karar kılınıyorsa da ben her defasında bunun Türkiye’de mümkün olmayacağını nedenleriyle birlikte detaylı bir şekilde açıklıyorum.

Devlet bunu yapmamalı çünkü…

Gerçi bu konuya girmeyeceğim demiştim ama hazır yeri gelmişken biraz bahsedeyim. Devlet bunu yapmamalı. Bunun birden fazla “çünkü”sü var.

Birincisi; bu durum Türkiye’de yayıncılar tarafından çok üst seviyelerde suiistimal edilir. Herkesin kolaylıkla yayıncılık yaptığı, herhangi bir denetimin söz konusu olmadığı dolayısıyla da binlerce yayınevinin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik korsan kitap satışlarının had safhada olduğu bir memleketteyiz. Binlerce yayınevi var, korsan kitap satışları üst seviyelerde lakin yine kitap okumayan ülkeler safındayız. Bu da ayrı bir ironi. Demek mesele üzüm yemek değil…

İkincisi; Türkiye’de kaç tane nitelikli kütüphane var ki devlet ilk kez basılan her kitabın tamamını (örneğin ilk 1000 adet) satın alsın ve dağıtsın? Bu tablo haddimizi bilmemiz gerektiğini gösteriyor.

Üçüncüsü; devletin görevi kitap satın almak mıdır yoksa kitap basan ve satan işletmeleri, mağazaları, yayıncıları, matbaaları denetlemek midir? Daha devlet veya bakanlık “denetim” sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getiremiyor ki bu işlerle uğraşsın…

Türk yayıncılığı, dönüm noktasına ne zaman ulaşır?

Başta belirttiğim gibi hepimizin hayatında defalarca dönüm noktası olmuştur. Bunu başta fark etmeyiz ama zamanla farkına varırız. Türk edebiyatının dönüm noktası Tanzimat’tır. Sonra 1940’lardan itibaren her on yıllık süreyi Türk edebiyatının dönüm noktası olarak vurgulamamız mümkündür.

Bunun sebebi Türkiye hemen hemen her on yılda bir askeri bir darbe yaşamıştır. Bu da tüm her şeyde olduğu gibi edebiyatın yerinde saymasında da büyük bir etken olmuştur. Tabi olumsuzlukların insanı olgunlaştırdığını düşünürsek aynı şey edebiyat için de geçerlidir diyebiliriz. Diğer bir ifadeyle sanatçılar,  darbe nedeniyle toplumun yaşadığı acıları eserlerine konu etmişlerdir.

Türkiye her şeye rağmen gelişmekte olan ülkeler kategorisindedir. Toplum ve sistemin işleyişi göz önüne alınırsa her şeyin odağında siyasetin olduğunu görürüz. Türkiye’de gençler siyasetle yüzgöz olmaktan, siyasetin oyuncağı olmaktan ya da siyaset uğruna kavga etmekten şiir yazamıyor, öykü ve roman kurgulayamıyor. Bunu belli bir yaşın üzerinde eleğini asmış bir kimse olarak değil, 20’li yaşlarda bir genç olarak söylüyorum.

Türk edebiyatında bir şeyler değişecekse bu ancak ve ancak siyasete veya sisteme yaranmak için değil de sanat veya toplum için şiir, öykü, roman, deneme, makale, anı, seyahatname vs. yazan ve yayınlayan kişi ve kurumlar sayesinde mümkün olacaktır. Sözün özü, Türk edebiyatının ve Türk yayıncılığının asıl dönüm noktası bu anlayışın hâkim olmasıyla vuku bulacaktır.

İlginizi çekebilir

Sosyal Medya İletişimi Ve Yönetimi Eğitimi
Etkinlik
67 Paylaş1,901 Görüntülenme
Etkinlik
67 Paylaş1,901 Görüntülenme

Sosyal Medya İletişimi Ve Yönetimi Eğitimi

Şilep Dergi - 6 Ağustos 2018

Dijital pazarlama ve sosyal medya uzmanı, marka danışmanı ve yazar Mürsel Ferhat Sağlam tarafından gerçekleştirilecek olan “A’dan Z’ye Sosyal Medya…

Yemek Tarifi Odağında Yeni Nesil Mecra: Mutfakiye
Sponsorlu İçerik
45 Paylaş1,695 Görüntülenme
Sponsorlu İçerik
45 Paylaş1,695 Görüntülenme

Yemek Tarifi Odağında Yeni Nesil Mecra: Mutfakiye

Şilep Dergi - 31 Temmuz 2018

Yemek ve mutfak ile ilgili olan her konuda değer üretmeyi hedefleyen ve bunu yaparken dijitalin dinamizmine ayak uyduran farkındalık odaklı…

Branding Türkiye’den E-Ticarette Marka Olmak Zirvesi
Etkinlik
62 Paylaş1,801 Görüntülenme
Etkinlik
62 Paylaş1,801 Görüntülenme

Branding Türkiye’den E-Ticarette Marka Olmak Zirvesi

Şilep Dergi - 28 Temmuz 2018

Branding Türkiye’nin etkinlik odaklı alt markası “Branding Türkiye | Etkinlik” ile “Felix Organizasyon” işbirliğiyle organize edilen “E-Ticarette Marka Olmak Zirvesi”…