Türk Edebiyatı’nın Sosyal Medya Esaretinden Kurtarılması İçin Gerekenler

11 Ocak 2018
368 Görüntüleme

Hiç şüphesiz yeni medya denilen olgu hayatı büyük oranda kolaylaştırdı. Sosyal medya ise yeni medyanın güçlü bir öğesi olarak hayatımızı 7 / 24 kapsayan bir mecralar bütünüdür. Sosyal medyada vakit geçirmeden kendimizi rahat hissetmiyoruz. Dini ve milli hassasiyet gerektiren günlerde sosyal medyadan bir tebrik veya taziye yayınlayarak vazifemizin bittiğini düşünüyoruz. Bir de sosyal medyada paylaşılanları okumakla günlük okuma kotamızı doldurduğumuzu zannediyoruz.

Gerçekten de sosyal medya hayatımızın bir parçası oldu. Arkadaşlımızdan biri bizi Twitter’da veya Instagram’da unfollow ettiğinde hemen arkadaşımızı arayıp bunun nedenini soruyoruz. Hele Facebook’ta aynı şey yaşanmışsa yani birisi bizi arkadaşlıktan çıkartmışsa, bu durum geçerli bir kavga sebebi olabiliyor.

Nice aşk, çiftlerin birbirlerine Facebook şifresini vermemesi sonucu bitiyor. Birçok evlilik sanalda başlayan yasak ve sanal ilişkiler nedeniyle sona eriyor. Ergenlik bunalımındaki genç kızlar ve oğlanlar arkadaşlarının Facebook paylaşımlarını gördükçe sanal bir hayata özenerek gereksiz bir komplekse kapılıyorlar. En vahimi de akşam tüm aile oturup birbirleriyle konuşmak yerine ellerindeki telefonlarla ilgileniyorlar. Bedenler bir arada ama zihinler, kalpler, ruhlar ayrı mekânlarda dolaşıyor.

Sosyal Medya Kültürü

Böylesi bir sanallıkta yetişen çocuklar birey olmayı öğrenemiyor. Birey olamamış milyonlarca kişi ise niteliksiz ve kontrol altına alınmaya müsait kitlelere dönüşüyorlar. Ve bu tip bir topluluktan üretim bekleyemezsiniz. Üretimin olmadığı yerde ahlaktan söz edilemez. Dolayısıyla sosyal medya bağımlılığı bir anlamda ahlakı, aileyi ve üretimi baltalayan bir tehdide dönüşebiliyor.

Her şeyi kararında tüketmek gerek. Ne kadar aç olursak olalım midemizin bir doyma limiti var. O kota aşıldığı takdirde insan vücudu alarm verir. Teknoloji kullanımında da durum aynıdır.

Elbette bütün bunlar sosyologların alanına giren meseleler ve benim uzun uzun analiz yapmam saçma olur. Bu nedenle lafı fazla dallandırıp budaklandırmadan sosyal medya – toplum ilişkisinden sıyrılıp sosyal medya – edebiyat ilişkisine dönmekte yarar var.

Kültür endüstrisi dediğimiz kavramın aracı haline dönüşen sosyal medya, diğer bir yönüyle “başka sanat”ın kendine yer bulduğu bir mecradır. Daha açık ifade etmek gerekirse “başka sanat” kendine ana akım medyada, AVM sinemalarında, büyük kitapçılarda veya bayilerde ve dağıtım ağlarında yer bulamayan sanat eserlerinin alternatif mecralara yönelmesini anlatan bir kavramdır.

Sosyal medya bana göre “başka sanat”ın en çok tercih ettiği mecradır. Ancak sosyal medya “başka sanat”ın tekelinde değil. Zira ana akım medya ve büyük bütçeli yapımlar da sosyal medyayı aktif biçimde kullanıyorlar. Tek fark şu; sosyal medyada herkes eşit şartlara sahip. Kısacası sosyal medyada kitlelere hitap etmek için herhangi bir ücret ödemek zorunda kalmıyorsunuz. Bazı sosyal medya tutundurma stratejilerini bilirseniz eserinizin pazarlamasını bireysel olarak da rahatlıkla yapabilirsiniz.

Tabi her konuda olduğu gibi edebiyat alanında da sosyal medya kullanımı abartıldı. Edebiyatın sosyal medyaya entegrasyonu tabiri caizse tam bir vahşet halini aldı. Çünkü her şey birbirine girdi. Denetimden yoksun olarak empoze edilen edebiyat, gençleri zehirlemektedir.

Sırf ilgi çeksin diye kendi sözünün altına Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Oğuz Atay yazan fenomenler var.

Sırf  sahip olduğu büyük kitleyi doyurmak adına yabancı yazarların şiir ve sözlerinin altına kendi adını yazan sayfa yöneticileri var.

Sırf daha çok paylaşım alsın diye ideolojik sayfalarda karşıt grubun değer verdiği sanatçı hakkında gerçekle alakası olmayan yayınlar yapan provokatif fenomenler(!) var.

Sosyal Medya ve Edebiyat

Bütün bu olanların karşısında her paylaşımı okumadan anlamadan beğenen veya paylaşan bir kitlenin olduğunu da unutmayalım. Sorgulama yetisini kaybetmiş bir toplumdan sanat yapmasını bekleyemezsiniz bunu hepimiz biliyoruz fakat sorgulayıcı olmayan toplumlar sanat yapamadıkları gibi sanatı korumaya da muktedir olamazlar.

Bütün bunların yaşanmasını istemiyorsak daha fazla yozlaşmadan Türk edebiyatını ve Türk edebiyatına ait değerleri sosyal medyanın esaretinden kurtarmalıyız. Bunun için evvela her meselenin temelinde olması gereken kavramı yani farkındalık kavramını içselleştirmeliyiz.

Adeta popüler kültürün oyuncağı haline gelmiş olan şairleri ve yazarları korumak adına bir vakıf kurulmalı ve edebiyat fakülteleri bu vakfın misyonuna uygun bilimsel çalışmalar yapmalıdırlar. Tabi ki vakfın amacı kâr etmek değil projeleri maddi ve manevi olarak desteklemek olmalıdır.

Ayrıca web ortamında Türk edebiyatının önde gelen şair ve yazarları için kapsamlı bir portal hazırlanmalıdır. Bu portalın alt kategorileri iyi ve kapsamlı bir şekilde dizayn edilerek başta sosyal mecralar olmak üzere interneti oluşturan ana mecralarda bu portalda yer alan bilgiler yayınlanmalıdır.

İlerleyen zamanlarda sadece edebiyat odaklı bölümlerin olduğu bir üniversite yahut enstitü kurularak Türk edebiyatına akademik anlamda bir süreklilik kazandırılmalıdır.  Kısacası Türk edebiyatının iyi bir PR kampanyasına ve ilgiye ihtiyacı var. Aksi halde sosyal medya ve sorumsuz kullanıcılar Türk edebiyatının canını okuyacak…

İlginizi çekebilir

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser
İnceleme
113 Görüntülenme
İnceleme
113 Görüntülenme

İnsani Bir İhtiyacın Farkındalığı; İyimser

Mürsel Ferhat Sağlam - 18 Şubat 2018

Günlük yaşamın telaşı bizleri o kadar esir almış ki bazı değerli kavramlar zihnimizde ve kalbimizde sadece bir kavram olarak duruyor.…

İtalya Günlükleri
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme
Kültür Sanat
1075 Görüntülenme

İtalya Günlükleri

Sinem KALKAN - 16 Şubat 2018

İtalya’dan Selamlar! Ben Sinem Kalkan. 1990 İsviçre / Uznach doğumluyum. 7 yaşımda ailem Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. İlkokul ve ortaokul…

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
Kitap
155 Görüntülenme
Kitap
155 Görüntülenme

Yeşil Deniz Kabuğu Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Hatice BİÇER - 16 Şubat 2018

"Umarım seni benim sevdiğim gibi sever" dedi. Bu gerçek aşka en yakın şeydi. Birini, aşkına karşılık vermediği zaman bile sevmek...…