Yarışma Programlarındaki Kültürsüzlük

7 Aralık 2017
544 Görüntüleme

Düzenli TV izlediğimi söylersem yalan olur. Eskiden takip ettiğim diziler vardı. Fakat artık ne dizi izliyorum ne de yarışmaları takip ederken heyecanlanıyorum. Hatta sabah ve akşam kuşağı haber bültenlerini dahi takip etmiyorum. Haberleri gazetelerden takip etmeye çalışıyor, köşe yazarlarını okumaya özen gösteriyorum. Son dakika haberleri ise zaten her an cebimizde…

Dünya değişti.

Biz de değişiyoruz.

Yayıncılık değişti.

Sunulanı tüketme alışkanlığımız da değişiyor.

Habercilik değişti.

Haberleri takip etme biçimimiz de değişiyor.

Hâsılı yeni medya olgusu birçok şeyi değiştirdi. Değişmeyen şeylerin başında ise kültüre yabancılaşma geliyor. Gelişmekte olan ülkelerde kültüre yabancılaşma bir statü göstergesidir. Dolayısıyla Türkiye’de de kültüre yabancılaştığınız ölçüde popüler ya da elit oluyorsunuz.

Acı ama gerçek…

Eskiden en çok sevdiğim yarışma programı Kenan Işık’ın sunduğu “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasıydı. Eski adı “Kim 500 Milyar İster?” olan dünyanın en ünlü ve en çok kazandıran genel kültür ve bilgi yarışması, popüler kültürün oyuncağı olunca yani bir PR, eğlence ve reyting malzemesine dönüşünce onu da izlemeyi bıraktım. Çünkü popüler kültür hastalığına bulaşmış her program insanları kültüre yabancılaştırıyor.

Kültürden kopuk ama kültürün bir parçasıymış gibi lanse edilen programların ortak özelliğiyse toplumun nabzına göre şerbetlenmiş olmalarıdır. Fakat bir süre sonra yani toplum programa alışınca, toplumun ne istediği de pek önemsenmez. Program kendini izleyiciye kabul ettirdikten sonra asıl mesajı verir. Kısacası artık iş işten geçmiştir.

Her ne kadar TV’ye genel olarak mesafeli olsam da kısa süreliğine izlediğim programlar oluyor. En azından Twitter’da gündemde olan dizi ve programlara şöyle bir göz atıyorum.

1988 yılında çekimlere başlanan ve Ocak 1989’da ilk kez yayınlanıp 2002 yılına kadar devam eden Türkiye’nin en uzun soluklu dizisi “Bizimkiler”in ardından “ailecek izlenen” diziler furyasını son 3 – 4 yıldır TRT dışında hiçbir televizyon kanalı devam ettirmiyor. Bu anlamda iyi ki TRT var diyorum. Evet, iyi ki TRT var çünkü TRT dışında kültüre yabancılaşmayan dizi veya yarışma kalmadı.

Yarışma demişken…

En son geçen gün bir kanalda yayınlanan “Gözüm Sende” yarışmasına denk geldim. 3 veya 4 tane gelin veya damat adayı, ellerinde bir kamerayla yaşadıkları evi çekiyorlar. Gelin  / damat adayı bu şekilde, stüdyoda kendilerini izleyen müstakbel partneri ve onun ebeveynleri etkilemeye çalışıyor. Stüdyodakiler müstakbel gelin / damat adayını görmeden sırf evin görüntüsüne ve adaya sordukları birkaç soruya göre bazı değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Gelin / damat adayına yöneltilen sorular genelde magazine konu olabilecek türden. Polemik kokan sorulara yine aynı düzeyde yanıtlar veren gelin / damat adayı ise sanki programın reyting alması için çaba sarf ediyor gibi…

Ben bu programı yarışma görünümünde bir senaryo olduğu bilinciyle izliyorum, fakat programı izleyenlerin Twitter yorumlarını takip ettiğimde insanların bu ve benzeri programlara inandıklarını görüyorum. Özellikle orta okul ve lise çağındaki gençler bu programların sıkı takipçisi ve ne yazık ki bu tarz programlardaki iletişimi kendilerine örnek alıyorlar.

Ülke gündeminde anlık olarak yer eden yarışma programlarındaki kültüre yabancılaşma olgusu ciddi bir inceleme konusudur. Toplumun belli bir kesimini hedef alan çatışmaları topluma ait bir kültürel öğeymiş gibi vermek kültür değildir.

Örneğin bu yarışmada gelin – kaynana kavgası teatral bir havada veriliyor. Bu durum kültürü yansıtmak gibi gözükse de aslında hiç öyle değildir.

Bu ve benzeri programlar ciddi bir araştırma sürecinin ardından kurgulanıyor. İzleyicinin nelerden hoşlanacağı detaylı biçimde analiz edilerek hazırlanan bu tarz yarışmalarda reytingi arttıran en önemli öğe hiç şüphesiz çatışmadır.

Bu noktada en önemli denetçi toplum olması gerekirken ne yazık ki toplum bu misyonunu gerçekleştiremiyor. Bu ve benzeri programları eleştirmek şöyle dursun tam tersine toplum bunları bağrına basıyor. Başta RTÜK olmak üzere resmi kurumlar da bu tip programlarla ilgili aksiyon almakta yetersiz kalınca da bu programların sayısı her geçen gün artıyor.

Programdaki tuhaflıklar saymakla bitmez fakat birkaç örnek vermek istiyorum. Mesela gelin adaylarını seç – beğen – al yöntemiyle değerlendiren bir kaynana adayı, kızlara olmadık hakaretler yağdırıyor. Gelin adayları da bu duruma gülerek karşılık veriyor. Anlayacağınız herkes halinden memnun.

Programdaki çatışma olgusuna ve iletişimsizlik problemine bir örnek daha vermek istiyorum. Kaynana adayı gelin adaylarına “evlenince ben de sizinle yaşayacağım” şeklinde ilkel bir talepte bulunuyor. Bunu yaparken “ben ne dersem o olur” tarzında dominant ifadeler kullanıyor.

Kaynana adayının davranışlarını izleyince kadının kendine köle seçmeye çalıştığını düşündüm.

Bu arada tüm gelin adayları aynı değil. Bazısı maruz kaldığı hakaretlere karşı tepki veriyor. Lakin kaynana adayının bu sert davranışını sorgulayan ve tepki gösteren genç kızlar yine yakayı kurtaramıyor. Kısacası programda çatışma hiç bitmiyor.

Bu noktada atlanmaması gereken bir ayrıntı var. Kaynana adayı, hakaret ederken şiveli bir dil kullanıyor. Ayrıca gülümsüyor. Peki bunlar bir hakareti hakaret olmaktan çıkarçıkarır mı? Bunu soruyorum çünkü programın akabinde başta Twitter olmak üzere sosyal medyada herkes birbirine karşı aynı düzeysiz ifadeleri kullanıyor. Bunu yapıyorlar çünkü komik olduğunu düşünüyorlar.

Aslında ben ne yarışmayı, ne kanalı ne de yarışmacıları suçluyorum. Hiçbiriyle derdim yok.

Kanal açısından bakacak olursak ortada doldurulması gereken bir yayın süresi var. Popüler kültür denilen canavarın beslenmesi gerektiğinden yapımcılar bu tarz programları eğlence amaçlı hazırlıyor. Kısacası galiba herkes üzerine düşeni yapıyor.  Toplum dışında… Toplum görevini iyi yapsa bunlarla karşılaşmayacağız. Açıkçası benim gözümde tek suçlu var; o da bu programları talep eden yahut alkışlayan ve hatta benimseyen “toplum”dur.

Evet, toplum, biraz seçici olsa böyle programlarla karşılaşmayacağız. Çünkü toplum ne talep ederse medya onu verir.

Tabi unutmamak gerekir ki yarışma programları, dizi ve filmler genelde toplumdan kesitler sunar. O halde burada kendine çeki düzen vermesi gereken televizyon kanalları, yapımcılar, oyuncular, yarışmacılar, senaristler değil; toplumdur.

İlginizi çekebilir

Branding Türkiye’den Girişimciler İçin Dijital Markalaşma Etkinliği
Etkinlik
43 Paylaş1,795 Görüntülenme
Etkinlik
43 Paylaş1,795 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Girişimciler İçin Dijital Markalaşma Etkinliği

Şilep Dergi - 14 Kasım 2018

Branding Türkiye I Etkinlik, Dome İstanbul’un mekan sponsorluğunda “Girişimciler İçin Dijital Markalaşma” konulu bir etkinlik gerçekleştirecek. Dijital dünyanın marka mecrası…

Hayat Laftan Anlamaz -Hakan Nergis
Kitap
11 Paylaş1,110 Görüntülenme
Kitap
11 Paylaş1,110 Görüntülenme

Hayat Laftan Anlamaz -Hakan Nergis

Şilep Dergi - 5 Kasım 2018

İyi bir insan, iyi bir eş, iyi bir ağabey, iyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir lider, iyi bir…

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi
Etkinlik
67 Paylaş1,795 Görüntülenme
Etkinlik
67 Paylaş1,795 Görüntülenme

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi

Şilep Dergi - 16 Ekim 2018

Branding Türkiye’deki akademisyen ve uzmanlar tarafından özel olarak hazırlanan ve Türkiye’nin seçkin üniversiteleri tarafından sertifikasyonu sağlanan “Dijital Markalaşma Eğitimi |…