Zoraki Akademik Kariyerin Kültüre Zararları

14 Nisan 2018
351 Görüntüleme

Türkiye’de son yıllarda işsizlikte gözle görülür bir artış var. Bu durum insanları akademik kariyer yapmaya itti. Herhangi bir şirkette çalışanlar da kariyerinde yükselmek için tezsiz de olsa yüksek lisans yapmaya başlayınca zoraki akademik kariyer diye yepyeni bir problemimiz oldu. Her yıl yeni birkaç tane vakıf üniversitesinin açılması lisansüstü eğitimi kolaylaştırsa da zoraki akademik kariyerin aslında ne üniversitelere, ne bilime, ne bireylere ne de kültüre bir yararı var.

Üniversiteye 17 yaşımdayken başladım. O günden beri akademik, sanat ve profesyonel hayatın içerisindeyim. 3 üniversite okudum. Yüksek lisans yaptım. Şu anda ise doktora yapıyorum.

Akademik anlamda yaşadığım bu yoğunluk beni profesyonel hayatından koparmadı. Tam tersi mesleki anlamda da ağır bir sorumluluğa sahiptim zira ikinci üniversitemi okurken herhangi bir yerde çalışmak yerine kendi şirketimi kurmuştum. Ayrıca mütemadiyen kitaplarım yayınlanıyordu. Bugüne dek 5 kitabım yayınlandı. Şimdi 28 yaşındayım ve geçmişe dönüp baktığımda akademik veya mesleki kariyerimle ilgili herhangi bir “keşke”ye rastlamıyorum.

Aksine “iyi ki” diyorum. Çünkü ben gerek akademik ortamda bulunmaktan gerekse iş hayatının içerisinde olmaktan hep mutlu oldum.

Ben herhangi bir mecburiyet ya da endişe nedeniyle akademik kariyer yapmadım. Tamamıyla kendi planladığım doğrultuda ilerledim. Odağımda bilgi oldu. Mevki ya da para için hiç çabalamadım. Eğer para odaklı olsaydım gece yarısına kadar yüksek lisans teziyle uğraştıktan sonra birkaç saatlik uykuyla işe gidiyor olmazdım.

Yüksek lisans tez konum Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Büyük Seferler Ve Sefer Güzergâhları idi. 13 büyük seferi kapsayan yaklaşık 600 yıllık bir süreci içine alan araştırmamın en önemli tarafı sefer güzergâhlarının haritalandırılacak olmasıydı.

Zor bir işi üstlenmiştim. Altından kalkmam gerekiyordu. Fakat bir yandan da çalışıyordum. Danışmanlık yaptığım birkaç marka vardı. Kısacası biri akademik biri sektörel olmak üzere an be an ilgilenmem gereken iki önemli mesele vardı.

Ancak bu süreç beni hiç yormuyordu. Çünkü ben gerek akademik ortamda bulunmaktan gerekse iş hayatının içerisinde olmaktan hep mutlu oldum.

Yüksek lisans tezi yazdığım süreçte ciddi anlamda yorulmuştum. Hatta artık tezle ilgili rüyalar görmeye başlamıştım. Tempom hem ağır hem de yoğundu. Dinlenecek çok az vaktim vardı. Lakin kendimce bir plan yapmıştım. Zamanı iyi kullanıyordum. Sanırım o süreçten başarıyla sıyrılmamın en önemli nedeni zaman yönetimidir.

Neyse, nerede kalmıştık?

Evet, tez rüyalarıma girmeye başladı diyordum. Yaşadığım bu durumu tez danışmanıma, çok kıymetli hocam Yard. Doç Muzaffer Ürekli’ye, söylediğimde hocam gülümseyip buna sevindiğini söylemişti. Eğer rüyalarında bile tezle ilgileniyorsan bu iş güzel sonuçlanacak demişti.

Muzaffer Ürekli hocamın söylediğinden şunu anlamıştım; eğer bilimsel bir çalışma yapıyorsanız kaygılı olmanız gerekiyor. Hatta öyle ki, çalıştığınız konu rüyalarınıza bile girmeliymiş.

Sonuç itibariyle ben tezimi vaktinden önce bitirdim ve tez savunmamı da layığıyla yerine getirip mezun oldum. Ben doktoraya başladığımda hala tez yazan arkadaşlarım vardı. Hatta şu an hala mezun olamamış arkadaşlarım var.

Peki, şimdi biraz soluklanın ve o esnada bu yazıyı neden yazmış olabileceğimi bir düşünün. Acaba neden edebi bir özgeçmiş hazırlar gibi böylesi bir yazı kaleme almış olabilirim?

Aferin mi istiyorum?

Tatmin edilmeye mi ihtiyacım var?

Alkışlanmak mı istiyorum?

Bu yazının sebebi ne olabilir?

Niye baştan beri kendi kariyerimden bahsediyorum?

Siz soluklanırken ben bir detaydan bahsedeyim. Uzmanlık alanımla ilgili eğitimler veriyorum. Eğitimlerimin odağında “nedir” yok. Ben genelde meselenin “nasıl”ını anlatıyorum. Konunun “nasıl”ını anlatırken akademik terminolojiyi kullanamazsınız. Meseleyi hikâyeleştirmek yani tecrübelerinizi aktarmak zorundasınız. Bu yazıyı hazırlarken de öyle yapmaya çalıştım. Meseleyi hikâyeleştirirken kendi tecrübelerimi aktarmak zorundaydım. Yoksa asıl değinmek istediğim konunun benimle ya da kariyerimle hiçbir ilgisi yok.

Yüksek lisans yapanlar bilir, tez savunmasına girebilmek için yazdığınız tezin intihal raporunu almanız gerekir. Bu raporu almak için intihal programına ihtiyaç var. Bunu sizin yerinize üniversitenizin öğrenci işleri hallediyor. Tezinizi PDF veya Word formatında öğrenci işlerine teslim ediyorsunuz ve yaklaşık 30 dakika içerisinde rapor elinizde oluyor. Savunmaya girebilmek için intihal raporunun oranı %25’i geçmemeli. Eğer rapor sonucu %25’ten fazla çıkarsa savunmaya girmeden önce tezinizde bir takım düzeltmeler yapmanız gerekiyor.

Bu arada intihali kısaca açıklamak isterim. İntihal: bir kişinin bir başkasına ait olan özgün bir fikri, buluşu veya bilimsel bir araştırmayı ya da bir kitap ya da makaledeki bir bilgiyi kendine mal etmesidir.

Lisans ve yüksek lisans tezi yazarken bol bol kaynak toplamak, kitap okumak, bilimsel makaleleri incelemek, sempozyumları, konferansları takip etmek gerekebiliyor. Bu kaynaklardan aldığınız bilgileri kendinizce yorumlarken etkilendiğiniz kaynağa dipnot vermek zorundasınız. Aksi halde intihal yani akademik hırsızlık yapmış sayılırsınız.

Ben intihal raporu alırken aynı anda bir öğrenci de yazdığı tez için intihal raporu alıyordu. Onun raporu yanlış hatırlamıyorsam %50’nin üzerindeydi. Yazdığı sayfa sayısına oranladığınız zaman ortaya korkunç bir tablo çıkıyor.

Raporun %50 çıkması demek çalışmanın yarısını direk, birebir, yorum katmadan veya kaynak göstermeden almış olmak demektir.  Peki, böylesi şartlarda bir akademik kariyerin kime faydası var?

Üniversiteye mi?

Bilime mi?

Bireye mi?

Bireyin çalıştığı firmaya mı?

Bireyin çevresine mi?

Gerçekten merak ediyorum bir başkasına tez yazdırarak ya da %50 ve üzeri oranlarla intihal yaparak gerçekleştirilen akademik kariyerin kime faydası var?

Cevap açık: Hiç kimseye faydası yok.

O halde insanlar niçin çılgınlar gibi akademik kariyer yapmaya çalışıyor? Bedava desem öyle de değil. Yüksek lisans yapanların çoğu vakıf üniversitelerinde. Peki insanlar niçin yaklaşık 30 bin lira verip yüksek lisans diploması almaya uğraşıyor.

İntihal Nedir? Akademik Kariyer Nedir?

Aslında bu sorunun yanıtını yazıya başlarken belirtmiştim. Yineleyeyim. Herkes yüksek lisans yapmaya uğraşıyor çünkü iş bulmak çok zor. Hadi buldunuz diyelim bu defada kalıcı olmanız gerek ve bir iş yerinde kalıcı olmak o işi bulmaktan daha zor. İşte bu zorluğu aşmak için diğerlerinden farklı olmak gerekiyor. Son yıllarda insanların farklı olmak ve kariyerlerini sağlama almak adına gerçekleştirdikleri en popüler aksiyon yüksek lisans yapmak. Bir de sertifika simsarlığı var lakin o konuya şimdi girmeyeceğim.

Vakıf üniversitelerinin sayıca fazla oluşu yüksek lisans sürecinin sektör haline gelmesini sağladı. Al gülüm ver gülüm durumu söz konusu. Üniversite çevrelerinde “ucuza yüksek lisans tezi yazılır” şeklinde ilanlar mevcut. Gizlisi saklısı kalmadı. Dedim ya bu iş tam bir sektör olmuş.

Akademik kariyer her şeyden önce bir kültürdür. Herkes bu kültüre dâhil olmak zorunda değil lakin bir defa bu kültüre temas ettiyseniz bu işin sorumluluklarını yerine getireceksiniz. Buna mecbursunuz. Şimdi maddeler halinde bu sorumlulukların neler olduğunu sıralayacağım.

Akademik kariyer için gerekli şartlar:

  • Araştırma yapmayı sevmek
  • Özgün olmak
  • Fedakârlık
  • Devamlılık

Eğer kendinizde bu şartlardan biri bile eksikse lütfen akademik kariyer yapmaya kalkışmayın. Çünkü yukarıdaki her bir madde aslında kendi içinde diğer tüm maddeleri barındırıyor. Bir madde eksikse hiçbiri tam olmuyor. Mesela araştırma yapmak; özgün olmayı, fedakârlığı ve devamlılığı gerektirdiği gibi özgün olmak için de araştırma yapmak ve fedakâr olmak zorundasınız. Ayrıca devamlılık da gerekiyor.

Bu sorumlulukları taşımıyorum ama ben yine de akademik kariyer yapacağım diyorsanız paranıza, emeğinize, vaktinize ve umudunuza yazık olur. Benden söylemesi.

Ben tüm bunları zoraki akademik kariyerle bir yere varılmayacağını herkes bilsin veya hatırlasın diye yazdım. Ben tüm bunları zoraki akademik kariyerin kültüre hiçbir katkısı yok demek için yazdım.

İlginizi çekebilir

Branding Türkiye’den Girişimciler İçin Dijital Markalaşma Etkinliği
Etkinlik
43 Paylaş1,800 Görüntülenme
Etkinlik
43 Paylaş1,800 Görüntülenme

Branding Türkiye’den Girişimciler İçin Dijital Markalaşma Etkinliği

Şilep Dergi - 14 Kasım 2018

Branding Türkiye I Etkinlik, Dome İstanbul’un mekan sponsorluğunda “Girişimciler İçin Dijital Markalaşma” konulu bir etkinlik gerçekleştirecek. Dijital dünyanın marka mecrası…

Hayat Laftan Anlamaz -Hakan Nergis
Kitap
11 Paylaş1,113 Görüntülenme
Kitap
11 Paylaş1,113 Görüntülenme

Hayat Laftan Anlamaz -Hakan Nergis

Şilep Dergi - 5 Kasım 2018

İyi bir insan, iyi bir eş, iyi bir ağabey, iyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir lider, iyi bir…

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi
Etkinlik
67 Paylaş1,796 Görüntülenme
Etkinlik
67 Paylaş1,796 Görüntülenme

Türkiye’de İlk Ve Tek: Dijital Markalaşma Eğitimi

Şilep Dergi - 16 Ekim 2018

Branding Türkiye’deki akademisyen ve uzmanlar tarafından özel olarak hazırlanan ve Türkiye’nin seçkin üniversiteleri tarafından sertifikasyonu sağlanan “Dijital Markalaşma Eğitimi |…